Dijital Platform’un bu bölümdeki konuğu Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’di. Başkan Bozbey, barajlardaki son durumdan suya yapılan zamma, Büyükşehir bütçesinden kent içi ulaşım yatırımlarına, BBBUS’tan, Başkan Burada projesine, Hatay’daki Ulucami’nin restorasyonundan Bursaspor’a pek çok konuda önemli açıklamalarda bulundu.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, ‘’Dijital Platform’’da Bursa’daki 7 kurumun yönetici ve temsilcilerinin sorularını yanıtladı.

Kozamedya Genel Yayın Yönetmeni Okan Tuna’nın moderatörlüğünde gerçekleşen ‘’Dijital Platform’’da işte usta kalemlerin soruları ve Başkan Mustafa Bozbey'in verdiği yanıtlar:
Okan Tuna www.koza24.com Genel Yayın Yönetmeni:
Dünya genelinde ülkemizi de etkileyen bir kuraklık dönemindeyiz. Özellikle Bursa’da çok uzun yıllar sonra maalesef su kesintileriyle karşılaşıldı. Özellikle Bursa'daki barajların durumunu sormak istiyorum ve buna bağlı olarak özellikle bu ay su faturalarında artışlar meydana geldi. Buna yönelik de eleştiriler var. Bunlarla ilgili açıklama yapabilir misiniz?

BURSA BARAJLARINDA SON DURUM
Gündem maddesi belki de bu. Dünyanın sıcaklığının gittikçe arttığı bir süreçten geçiyoruz. Ki bilim insanları 20-25 yıldır dünya sıcaklığının artacağını, kuraklıkların olacağını ve birçok gölün kuruyacağını ifade ediyorlar. Geldiğimiz süreçte de bunların yaşandığını görüyoruz. Ve geçen yıl, 2025’in ağustos ayında Dünya Meteoroloji Örgütü şu açıklamayı yaptı: “Dünyanın 2050 yılındaki eklenen sıcaklığına eriştik ve geçtik” Yani bu durum 25 yıl önce gerçekleşmiş oldu. Bu, bizim aslında 25 yıl geride kaldığımızın da kanıtı. Su ile ilgili ve diğer çevreyle ilgili projelerin hepsinde geriye kaldığımızın da bir kanıtı bu. Ben 2010 yılında İstanbul’da düzenlenen Kalite Kongresi’nde Amerikalı bir bilim insanının yaptığı sunumu hatırlıyorum. Türkiye’nin 2040’lı yıllardan itibaren kuraklık haritasını göstermişti. O haritada Türkiye’nin büyük bölümü çölleşiyordu. Sadece Ege kıyılarında yeşil bir bant, Trakya’da kısmen yeşil alanlar vardı. Karadeniz biraz yeşil vardı, geri kalan Türkiye çölleşmiş görünüyordu. Bilim insanları yıllardır kuraklığın artacağını ve yağış miktarının azalacağını ifade ettiler. Ancak buna karşılık maalesef 20 yıldır kentimizde bu konuyla ilgili bir hazırlığın yapılmadığını çok net bir şekilde söyleyebilirim. Bilim insanlarının bu kadar net uyarılarına rağmen herhangi bir hazırlık yapılmamış.
Bugün size güncel bir raporu göstereyim. Barajlarımızın son durumu elimde. Trilye Barajı’nda doluluk oranı yüzde 25. Bugün, bu kadar yağışa rağmen. Nilüfer Barajı’nda doluluk oranı yüzde 26. Bu oranlar elbette ki çok düşük. Geçtiğimiz yıl, 2025’in aralık ayında bilim insanları yine bir açıklama yaptı. Dediler ki: “2026 yılı, 2025’ten daha sıcak geçecek.” Bunun açıklamasını yaptılar. Biz buna hazırlıklı olmak zorundayız. Tesislerimizi, altyapımızı ve altyapıyla ilgili yapılacak projeleri bir an önce hayata geçirmek zorundayız. Bunlar önümüzde duran gerçeklerdir. Bursa özelinde de çeşitli bakanlıkların, kurumların ve bilim insanlarının açıklamaları var. Dünyadaki göllerin yüzde 50’sinin kuruduğu ifade ediliyor. Ülkemize baktığımızda da durum aynı. Birçok bölgede, birçok kentte su sorunu yaşanıyor. Bursa’da ekim ayında su kesintisi yaptık ama Anadolu’da da pek çok kentte kesintiler yapıldı. Neden yapıldı bunlar? Daha önce gerekli yatırımların yapılmaması ve bu konunun ciddiyetle ele alınmamasından kaynaklı. Biz şu anda neredeyse iki yıla yaklaştık, iki ay sonra iki yıl olacak. Ancak iki yılda bu sorunu çözmek mümkün değildi. Biz ne yaptık? 2024’ün aralık ayında bilim insanları, 2025 yılının çok kurak ve sıcak geçeceğini açıkladığında arkadaşlarımızla BUSKİ’de hemen bir toplantı yaptık. Ne yapabiliriz diye düşündük. Çünkü biz bilime inanıyoruz. Çınarcık Barajı’ndan gelen isale hattı maalesef yapılmamış, ertelenmişti. Bununla ilgili pek çok sorun yaşanmış, işe başlanmamıştı. Biz göreve geldiğimizde başladık. Bazıları konuşuyor ama inanın doğru konuşmuyorlar. Ben Bursalılara 1999’da verdiğim bir söz var: Doğru neyse onu paylaşacağım, hiçbir şeyi saklamayacağım, her şeyi şeffaf şekilde anlatacağım. Benim yapım bu. Çınarcık suyunu Bursa’ya bir an önce nasıl aktarırız ve Bursa’yı susuz bırakmayız diye bir çalışma yaptık. Arkadaşlarımız bypass hattı önerdi. Bir tarih verdik: 1 Eylül’de Çınarcık suyundan günde 100 bin metreküp su alacağız ve Doburca Arıtma Tesisi’ne vereceğiz dedik. 1 Eylül’de bu hattı açtık. İnanılmaz bir çalışma yapıldı. Ne büyük bir tören yaptık ne de başka bir şey. Sadece suyun aktığını göstermek için küçük bir açılış gerçekleştirdik. Bu yetmedi. Çünkü gidişata baktığımızda su tüketimi çok fazlaydı. Bu süreçte Bursalılardan özellikle su tasarrufu konusunda dikkatli olmalarını istedik. Bir miktar düşüş sağlandı. Ancak yine de 9 gün süreyle kesinti yapmak zorunda kaldık. Bakın, yapılan kesinti 9 gün boyunca akşam 5 ile sabah 5 arasındaydı. Bir ay kesinti yapıldı diyorlar, bu doğru değil. 9 gün, her bölge için uygulandı. Bu sayede günlük tüketim 520-525 bin metreküpten 430 bin metreküp seviyelerine kadar düştü. Bu çok önemli bir tasarruftu ve hâlen bu seviyelerde devam ediyor. Ben Bursalılara yürekten teşekkür ediyorum. Ne zaman tasarrufa davet etsek karşılığını aldık. Büyük bir hassasiyet gösterdiler.
Şimdi çıkıp “BUSKİ’yi batırmışsınız” diyorlar. 150 milyon avro kredi alındı. Sayın Bakan Veysel Eroğlu geldiğinde bunu kendisi söyledi. Dedi ki: “Biz 2022’de Bursa’nın kuraklığını biliyorduk. En geç 2024’te Çınarcık suyunu Bursa’ya verecektik.” Bunu DSİ ile yapacaktık. DSİ 2011’de, 2014’te, 2017’de yazı yazmış. “Ben yapacağım” demiş. Şartları, tahsilat modelini, her şeyi yazmış. Ama ne yapılmış? “DSİ yapmasın, BUSKİ yapsın” denilmiş. Bunun için 150 milyon avro kredi alınmış. BUSKİ neden bu kadar borçlandırıldı? Bugün avrodaki her 1 liralık artış BUSKİ’nin borcunu 390 milyon lira artırıyor. Yetmezmiş gibi BUSKİ’nin parası da kaptırılmış. Dosyalar saklanmış. Biz göreve geldiğimizde hepsini savcılığa intikal ettirdik. Belgeyle konuşuyorum. Buna rağmen hâlâ çıkıp kamuoyunu yanlış bilgilendiriyorlar. Yazıktır. Bu kent açık, şeffaf ve gerçeklerle yönetilmelidir. Doğruları söyleyen insanlara ihtiyaç duyuyoruz. Biz bunun yanındayız. Onun için BUSKİ, biz BUSKİ’yi kredileri dahi ödeyemeyecek duruma gelmesin diye yönetmek zorundaydık. Bir konuya özellikle dikkat çekiyorum. Biz göreve geldiğimizde yüzde yirmi beş indirim yaptık, eleştirildik. Doğru, yaptık. Söz verdik, “yüzde 25 indirim yapacağız” dedik ve yaptık. Ama yanlış olduğunu gördük. Bakın, bu konuda da açıkça söylüyorum, doğruyu söylüyorum. Neden? BUSKİ’nin içine girdikçe, BUSKİ’nin gerçek durumunu öğrendikçe “eyvah” dedik. BUSKİ bize anlatıldığı gibi değilmiş. Kredileri ödeyemez duruma geliyordu.
Bakın tarih veriyorum. 2024’ün Ekim ayında, mecliste açıkça şunu söyledim: “Bu şekilde giderse BUSKİ’nin borcu 25 milyar lira civarına gelir.” Meclis üyeleri bana güldüler. Bugün gelinen noktada, 2025 yılının sonu itibarıyla BUSKİ’nin borcu 25,5 milyar liradır. Evet, yatırım yapılıyor, o ayrı. Ama eğer biz o 150 milyon avroluk borcu almamış olsaydık, TL olarak ya da DSİ’ye yaptırmış olsaydık, DSİ’ye borçlanmış olsaydık, 30 yıl boyunca TL olarak ödeme yapacaktık. Yine ödeyecektik ama kent olarak, TL olarak ödeyecektik. Bu kadar büyük bir borcun altına girmeyecektik.
Bu yıl itibarıyla da o kredilerin geri ödemeleri başlıyor. Onun için yaptığımız, o yüzde yirmi beş indirimi geri almak zorunda kaldık. Yani BUSKİ’yi gerçekten ayakta tutmak zorundaydık. Hem yatırım yapmamışlar hem de yıllarca yapılması gereken, cesaretle yapılması gereken hiçbir işi yapmamışlar. Ben gerçekten anlamıyorum. Bugün İnegöl’ün altyapısını biz yaptık. Birileri konuşuyor ama İnegöl’de evet sorun var, asfalt sorunu var, şikâyetler var. Sizlere de geliyor, bana da geliyor. Bunları çözüyoruz.
Bu arada asfalt ihaleleriyle ilgili şikâyetler var. Ama bu şikâyetler şundan kaynaklanıyor: Açık ihale yaptığımız için, ihalelerin uzaması amacıyla sürekli itiraz ediliyor. O yüzden süreçler aksıyor. Ama biz açık ihale yapmaya devam edeceğiz. Açık, şeffaf. Kim alırsa alır. Bugün ihalelerde yüzde 30, yüzde 35, yüzde 40, hatta yüzde 45’e varan kırımlar var. Kim kazanıyor? Belediye kazanıyor. Bursa kazanıyor. Demek ki bu işler o fiyatlara yapılabiliyormuş. Bunu da gördük, bunu da yaşıyoruz.
Onun için BUSKİ’de bu düzenlemeyi yapmak zorundaydık. Ve bizim geri aldığımız o indirim oranında yaklaşık yüzde 30 civarında bir artış oldu. Ama burada kademeyi de düşürdük. Kademeyi düşürmemizin sebebi şu: 18 metreküplük ilk kademe 12 metreküpe düşürüldü. Burada “ilave geldi” gibi bir durum yok. Ortalamaya baktığımızda, abonelerin yüzde 75-80’i 10-12 metreküp civarında su kullanıyor. 1,5 milyon aboneden bahsediyorum. Ancak burada bir şeyi daha fark ettik. Maalesef sayaç okumalarıyla ilgili ihmaller olduğunu da gördük. Bunlar da düzene girecek. İnanın, faturalarla ilgili Mart ayında, yani bir iki ay içerisinde her şey oturacak. Neden? Daha önce az yazılmış olabilir, evde bulunulmamış olabilir ve ona göre yazılmış olabilir. Şimdi ne oldu? Bunlar birikti. Gelen faturalara baktığımızda görüyoruz; ortalama 10-11 metreküp kullanan bir abonede bir anda 16 metreküp yazılmış. Bunun sebebi şu: Önceki aylarda 1-2 metreküp eksik yazılmış, birikmiş.
Bir ayda ortalamanın 6-7 metreküp üzerinde kullanım olması mümkün değil. Hatta bir fatura gösterdiler; bir ayda 16 metreküp ilave gelmiş, toplamda 20 metreküpü geçmiş. Bu mümkün değil. Arkadaşlarımıza bunu özellikle söyledik. Çünkü 20 metreküpü geçince kademe artıyor, kademe artınca fiyat da artıyor. Bu uygulamanın amacı ne? Suyu tasarruflu kullanalım. Bursa bir su şehri değil. Herkes bunu bilmek zorunda. Bursa’da işlenmiş suyu tasarruflu kullanmak zorundayız. Çünkü bunun bir maliyeti var. Metreküp maliyeti bize yaklaşık 100 lira civarında. Ama bizim vatandaşımızdan aldığımız bunun yarısından bile az. Eğer işlenmiş suyla havuz dolduruluyorsa ya da bahçe sulanıyorsa, bunun bedelini de ödeyecek. Biz de ödüyoruz. Çünkü insanların temel ihtiyacı nedir? İçme suyu, elini yüzünü yıkamak, duş almak, banyo yapmak. Bunlar temel ihtiyaçtır. Dört kişilik bir aile için bu ihtiyaçlar yaklaşık 10 metreküp civarında suyla karşılanabiliyor. Onun için ilk sınırı 12 metreküp olarak belirledik. Zaten abonelerin yüzde 75-80’i bu sınırın altında. Daha önce ilk kademe 18 metreküpken bu oran yüzde 88-90’lara çıkıyordu. Ama su çok kıymetli. Bursa için su hayati bir konudur. Onun için Bursalılardan özellikle ricam, tasarrufa devam edelim. Çünkü bugün Nilüfer Barajı da Doğancı Barajı da yaklaşık yüzde 25 seviyelerinde.
Şunun da müjdesini çok rahatlıkla verebilirim: İnşallah Mayıs ayında arıtma tesisimiz devreye girecek. Çınarcık’tan gelen isale hattı tamamlandı, Mudanya’ya kadar uzatıyoruz. Hatta bir kolunu Karacabey’e kadar devam ettireceğiz. Şu anda Çınarcık suyundan Doburca’ya günlük yaklaşık 90-100 bin metreküp su veriyoruz. Aynı zamanda Ürünlü civarında da yaklaşık 40 bin metreküp su alıyoruz. Günlük toplam 130-140 bin metreküp Çınarcık suyu alıyoruz. Onun için zaten şu anda su kesintisi yok. Ama bu süreci gerçekten başarılı bir şekilde yönettik. Çünkü düşünün, kuraklık var. Bakan da söylüyor: “Biz 2022-2024 yıllarında kuraklık olacağını biliyorduk” diyor. Buna rağmen Çınarcık suyuyla ilgili ihale 2023’te yapılmış. Bakın, 2024’ün Mart ayında, Çınarcık suyunun Bursa’ya getirilmesi için ihalenin teknik takibini yapacak müşavir firmanın ihalesi ancak sonuçlanmış. Bu büyük bir gecikmedir.
Göreve geldiğimizde yalnızca müşavir firma başlatılmış, seçim gerekçesiyle iş ilerletilmemiş. Aslında bu şekilde başlatılamazdı. Yüzde 5’lik bir ilerleme vardı sadece. Biz geldikten sonra hızlandırdık. Aynı şekilde arıtma tesisinin yeri de özel bir firmaya aitmiş. Daha önce Orman Bakanlığı tarafından tahsis edilmiş ama bize tahsisi yapılmamış. Biz bunu ne zaman çözdük? 2024’ün Ağustos ayında. O tarihte yer tahsisi tamamlandı. Öncesinde “arıtma tesisi başladı” deniliyor ama bunlar hikâye. Kimse topluma yalan söylemesin. Bu toplum bu tür şeylerden bıktı. Bakın, ben açıkça söylüyorum: Yüzde 25 indirim yapmakla hata yaptık. Yanlış yapmışız. Çünkü bize yanlış bilgi verilmiş. Ama biz Bursalılara adil olacağız dedik, doğruları söyleyeceğiz dedik. Şeffaf olacağız dedik. Gelirimiz, giderimiz, her şey ortada olacak.
Şimdi düşünün: BUSKİ’de vurgun var, dosyalar saklanmış, bazı kişiler korunmuş. Bu paralar Bursalıların parası. Benim param değil, senin paran değil. Bursalıların parası. Biz bunun peşindeyiz. Kuruşuna kadar da geri alacağız. Alıyoruz da. Almaya başladık. Bir taraftan bunlarla uğraşıyoruz. BUSKİ yönetiminin hâli bu. Bir yerlerinden, yani yapılmayan, hatalı yapılan o kadar çok iş var ki… Bakın, biz göreve gelinceye kadar değil, geldikten uzun bir süre sonra fark ettik.
Çöp depolama sahasının süzüntüsü Nilüfer’e atılıyor. Hâlen daha birçok yerdeki kanalizasyon Nilüfer’e akıyor. Daha çarpıcısı ne biliyor musunuz? Daha çarpıcısı şu: Üzücü ama ben 20 sene yöneticilik yaptım, kent yöneticiliği yaptım. Vallahi bilmiyordum; kendi köyümün, Özlüce’nin kanalizasyonunun Nilüfer’e aktığını 2025’in Ekim ayında öğrendik. Batı Arıtma Tesisi 300 metre mesafede. Ya önce, aslında önce Özlüce’nin bağlanması lazım. Sen bunu becerememişsin, bunu yapmamışsın. Bunun gibi birçok örnek var. Onun için BUSKİ’nin yatırım yapmasına ihtiyaç var. Hem yeni su kaynakları bulacak hem Bursa’yı susuz bırakmayacak hem de altyapı ve kanalizasyonla ilgili çalışmalarını yürütecek. Bursalıların bunu çok iyi algılaması lazım. Bizim de bunu çok iyi anlatmamız lazım. Doğrusu bu. Çünkü bu benim param değil. Tekrar söylüyorum: Bu Bursalıların parası. Kuruşuna kadar, tek kuruşuna kadar korumak ve kollamak zorundayız. Ama doğru iş yapmak zorundayız.
İnanın bana, suyla ilgili bir şey daha ilave edeceğim. Faturalarda vatandaşlarımızın, Bursalıların fark etmediği ya da bakmadığı noktalar da var. Daha önce katı atık bedellerini geçmiş dönem kaldırdı. Bir müddet alındı, sonra kaldırıldı. Şimdi katı atık bedelleri yeniden alınıyor ve şu anda yüksek: 135 TL. Toplamda baktığınızda ilçelere yaklaşık 190 lira civarında bir tutar gidiyor. Bakın, çok net söylüyorum; bu paranın bizimle ilgisi yok. Zamanında kaldırılması için el kaldıranlar, “alınmasın” diyenler, bu kez mecliste tekrar getirilsin diye el kaldırdılar. Katı atık bedelinin vatandaştan alınması için oy verdiler. Niye? Mustafa Bozbey zora girsin diye. Bir de CHP’li belediyelerde var mı? Var. İlçelerin hepsinde var. Ama birileri var ya, şov yapanlar… “Ben vatandaşın parasını ödeyeceğim” diyenler. Onlar geçmiş dönemde kaldırılması için oy kullandılar. Şimdi getirilmesi için özellikle ısrarcı oldular. Bir de küçük esnafa da getirilmesi için ısrar ettiler. Dedim ki: “Bari küçük esnaf olmasın.” “Yok” dediler, “olacak.” Şimdi düşünün, bir bakkal dükkânı var. Bir tane su saati var. Ayda bir metreküp su kullanıyor. Ödeyeceği su bedeli diyelim ki 50-55 lira. Ama bunun üstüne 135 lira katı atık bedeli ekleniyor. İlçelere giden payla birlikte toplamda 220-230 liraya çıkıyor. Sonra ne oluyor? “BUSKİ faturalara zam yaptı” deniliyor. Hayır, aslında değil. Burada ilçe belediyesinin ısrarıyla getirilen katı atık bedelinden kaynaklanıyor bu artış. BUSKİ ile ilgisi yok. Ama şimdi şov yapmayacaksın. “Ben ödeyeceğim” deyip sonra ödememek doğru değil. Ben dedim ki: “Makul olsun.” Önce 40 lira dedik, sonra 60 lira olsun dedik. İnsanlar da desin ki “Evet, ben de çöp çıkarıyorum, çöp toplanıyor, buna katkı sunuyorum.” Ama hayır. 200 liradan geldiler. 200 lira istediler. Böyle olunca faturalar doğal olarak şişti. Bir de düşünün; o ay hiç su kullanmasa bile katı atık bedelini ödemek zorunda. Kim topluyor bu parayı? BUSKİ. Sonra deniyor ki “Mustafa Bozbey yaptı.” Hayır, aslında değil. Sonra çıkıp “ben ödeyeceğim” diye şov yapmak da doğru değil. Bu doğru bir yaklaşım değil.
Ahmet Akhan www.gundembursa.com Genel Yayın Yönetmeni:
BBBUS konumuz var. Son toplantıda gündeme getirmiştiniz, kısa bir açıklama yapmıştınız ama BBBUS ne olacak? Benim de sık sık kullandığım, Bursalıların da severek kullandığı, yaklaşık 9-10 yıldır Bursa’dan Sabiha Gökçen Havalimanı’na yolcu taşıyan bir sistem. Bir anda bir değişiklik oldu, başka bir firmaya verildi. Büyükşehir Belediyesi’nin hizmet alanından çıkarıldı ya da çıkarılmaya çalışılıyor. Bu konuyla ilgili nasıl bir yol izlenecek? Oldu ki çıkarıldı, Büyükşehir Belediyesi bu hatlara yönelik alternatif bir çalışma yapacak mı?
"BURSALILARIN HAKKINI KORUMAK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ"
BBBS tabii ki önemli bir hizmet. Bursalıların çok ilgi gösterdiği, yılda yaklaşık 1 milyon 700 bin binişin olduğu bir sistem. Her yaştan insan kullanıyordu. Gençler, öğrenciler özellikle yoğun şekilde faydalanıyordu. Daha önce hem İstanbul Havalimanı’na hem de Sabiha Gökçen Havalimanı’na gidiyordu. Göreve geldiğimizde, seçimden önce zaten bir yazı gönderilmişti. İstanbul Havalimanı ile ilişkimiz kesilmişti. Biz göreve geldikten sonra bu kesinti gerçekleşti. Bunun üzerine araçlarımızı tamamen Sabiha Gökçen Havalimanı’na yönlendirdik. Burada bir fiyat dengesi de oluşturduk. Kamunun yaptığı bu hizmetle Büyükşehir Belediyesi olarak bir fiyat politikası belirledik. Bu, özel firmaların fiyatları fahiş şekilde artırmasının önünde bir engeldi. Çünkü biz belli bir seviyede tuttuğumuz için onlar da artıramıyorlardı ya da çok sınırlı artırıyorlardı. Bu hizmet yakın zamana kadar devam etti ve çok da başarılıydı. 28 aracımız çalışıyordu. Geçen yıl Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı bir kamu kurumu, oradaki hizmeti kendi bünyesindeki bir şirket aracılığıyla ihaleye çıkardı. Arkadaşlarımız hemen devreye girdi, biz de girdik. Milletvekilleriyle görüştüm. Dedim ki: “Bu önemli bir hizmet. Bursalılar için çok değerli. Eğer BBBS buradan çıkarsa, Bursalılar zarar görecek.” Her yaştan, her kesimden insan zarar görecek. Müdahil olmalarını istedik. Sağ olsunlar, oldular. Ama sonuçta ihaleyi başka bir firma aldı. İhalenin şartı şuydu: Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Bursa’ya getirilen yolculardan alınan bilet gelirinin ne kadarını idareye vereceksiniz? Biz kurum olarak yaklaşık yüzde 37-40 civarında bir oran verdik. Çünkü bizim bir fiyat politikamız var. Ucuza taşıyoruz. Bu oranı verebiliriz dedik. Ama bazı firmalar yüzde 100, hatta yüzde 107 verdi. Yani “bilet bedelinin tamamını, hatta fazlasını vereceğim” dediler. “Sadece Bursa’dan dönüşte para alacağım” dediler. Böyle olunca doğal olarak biz düşük kaldık.
Durumu defalarca anlattık. Yetkililerle görüştük. “Bu doğru değil” dedik. “Biz bir dengeyiz. Eğer VBBS buradan çıkarsa fiyatlar birden yükselecek, Bursa zarar görecek. Bu aynı zamanda haksız rekabetin de önüne geçiyor” dedik. Yani az da olsa demek ki o fiyatla bile taşıtsan para da veriyorsun. Ama şimdi özel firmaya geçince bu rakamlar değişecek. Neticede biz dava açtık gerçi. Şu anda yine başkaları da var ama itiraz ettik ihaleye. Sonuç ne olur bilmiyorum. Belki 5-6 ay sürer bu dava süreçleri. Fakat ilgili firmayla bizim de diyaloglarımız oldu. Durumu anlattık. Dedik ki: “Bakın, biz burada öyle ya da böyle Bursalıların hakkını korumak için mücadele edeceğiz.” Ben arkadaşlara da söyledim. Dedim ki: “Eğer dönüşte bizi orada müsaade etmezlerse, ki etmeyecekleri belli, biz götüreceğiz, boş döneceğiz. En azından havalimanına Bursalıları biz götüreceğiz.” Para kazanmamıza gerek yok. Bursalılar için, hizmet için götüreceğiz. Ama o firma da orada bizi dikkate almak zorunda. Bizi kaale almak zorunda. Bursalıları kaale almak zorunda. Bu konuda çok net bir karar aldık. Bunu açık açık da söylüyoruz. Ceza mı yazacaklar? Yazsınlar. Biz Bursalıların zarar görmemesi için, firmaların fiyatları yükseltmesini önlemek için bu riski alacağız. Ve bunu yapacağız. Sonuçta inanıyorum ki Bursalılar kazanacak.
Aylin Tekir www.bursadabugun.com Program Yapımcısı ve Köşe Yazarı:
Bursa’nın kent içi ulaşımının rahatlamasına yönelik ulaşıma dair çalışmalarınızın olduğunu biliyoruz. Projelerinizden bahsetmenizi rica edeceğim.

"BURSA TRAFİĞİNDE ÖNEMLİ RAHATLAMA SAĞLANACAK"
Yıllardır trafiğin ne kadar sıkışık olduğunu hep birlikte yaşayarak görüyoruz; bizler de bunun farkındayız. Bu kapsamda hem alternatif yollar hem de köprülü kavşaklar konusunda önemli çalışmalar yürütüyoruz. Bu süreçte birçok kavşakta ve bölgede düzenlemeler yaptık. Ancak bu yıl itibarıyla, kavşak sistemlerinde özellikle köprülü kavşak projeleriyle birlikte pek çok noktada kapsamlı çalışmalar gerçekleştireceğiz. Bursa trafiği yalnızca bu yıla özgü olarak değil, önümüzdeki yılları da kapsayan projelerle ele alınıyor. Hazırladığımız bu projelerle birlikte Bursa trafiğinde önemli bir rahatlama sağlanacağını öngörüyoruz.
Dünyadaki gelişmişlik endekslerini yakından takip ediyorum. Bu endekslerden biri, bir kentin gelişmişliğini; gelir düzeyi yüksek olmasına rağmen toplu taşıma araçlarını kullanan kişi sayısıyla ölçmektedir. Bursa’da araç sahipliği elbette fazladır ve bu gayet doğaldır. Herkesin aracı olabilir. Ancak şehir içi ulaşımda, bir noktadan diğerine giderken toplu taşıma araçlarının tercih edilmesini bekliyoruz. Bu doğrultuda hem teşvik edici hem de alternatif uygulamaları hayata geçiriyoruz ve bunları geliştirmeye devam ediyoruz. Amacımız, Bursalıların toplu ulaşımı daha fazla kullanmasını sağlamak. Bir yandan yeni hatlar oluştururken, diğer yandan trafiği rahatlatmak amacıyla köprülü kavşak projelerimizi hazırladık. Bunların bir kısmı bu yıl içerisinde hayata geçirilecek ve önemli kavşaklar olacak. Hep birlikte bu projelerin temel atma ve açılış törenlerine tanıklık edeceğiz.
Bu projelerden biri Bademli Kavşağı’dır. Bademli’deki köprü ve Geçit–Bademli arasındaki Nilüfer Köprüsü üzerinde çalışmalar sürmektedir ve yakın zamanda tamamlanacaktır. Bölgede iki yan yol ile ilgili çalışmalar da devam etmektedir. Vatandaşlarımızla gerekli uzlaşı sağlanmış olup, bu çalışmalar da hızlı bir şekilde tamamlanacaktır. Ancak bu çalışmalar tek başına yeterli değildir. Diğer taraftan, Mudanya’ya metro sistemi ve hızlı otobüs sistemi çalışmalarını hayata geçiriyoruz. Bu yıl içerisinde bu projeye de başlayacağız. Hatta yaklaşık 1,5 aylık bir süre boyunca deneme sürüşleri gerçekleştireceğiz. Bu süreçte yolcu yoğunluğu, talep düzeyi, sefer süreleri ve işletme verileri analiz edilecek; elde edilen sonuçlara göre gerekli düzenlemeler yapılacaktır.
Kentin içinde köprülü kavşak çalışmaları da planlanmaktadır. Orhaneli yolu, İzmir yolu, Atabulvarı güzergâhında, çevre yolu ve yakın çevre yolu olarak adlandırılan hattın devamında, Yıldırım’da köprülü kavşak çalışmalarımız var. Özetle, bugün itibarıyla yalnızca ulaşım başlığı altında ele aldığımızda, Bursa genelinde yaklaşık 26 noktada eş zamanlı olarak yol ve altyapı çalışmaları yürütülmektedir. 17 ilçemizde de bunu yapıyoruz. 360 km civarında bir asfalt çalışması planlamamız var. Yeni yol açılmaları ver. Nilüfer’de yeni mahallelerimiz var onların altyapıları biten kısımlarında bulvar çalışması ve yol çalışmaları yapıyoruz. BUSKİ’de 50 noktada çalışma yapılıyor.
İzmir Yolu güzergâhındaki alternatif yolları 60 metrelik yol planlıyoruz. Bu yollar, İzmir Yolu ve Ankara Yolu’na paralel şekilde ilerleyecek. Devamında ise 30 metrelik yollar aracılığıyla bu hattı Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı’na bağlamak üzere tüm planlamamızı tamamladık. Kamulaştırma süreçleri de devam etmektedir ve bağlantıyı en kısa sürede sağlayacağız. Ulaşım yatırımlarımız yalnızca merkezle sınırlı değildir. İlçelerimizde de kapsamlı yol çalışmaları yürütüyoruz. Yenişehir ve İznik başta olmak üzere birçok ilçemizde yol yapım ve iyileştirme çalışmaları devam etmektedir. Örneğin İznik’te yaklaşık 25 yıldır yapılmayan, yaklaşık 8 kilometrelik bir yolu tamamladık. Vatandaşlarımız uzun yıllardır bu yolun yapılmasını bekliyordu ve bu ihtiyacı artık karşılamış olduk. Sadece dağ yöresinde, geçtiğimiz yıl yani 2025 yılı içerisinde toplam 160 kilometre yol çalışması gerçekleştirdik. Bunun önemli bir kısmı yeni açılan yollar ve iyileştirilen güzergâhlardan oluşmaktadır. Kentin birçok noktasında bu yıl da ihtiyaçlar doğrultusunda kilometrelerce yeni yol yapımına devam edeceğiz. Bunun yanı sıra Yalova Yolu ile Bademli bağlantısını sağlayacak aks ile yine Yalova Yolu’ndan Mudanya’ya uzanacak güzergâhta da önemli çalışmalar yürütülmektedir. Bu projelerin büyük bir bölümünün yıl içerisinde tamamlanması öngörülmektedir. Söz konusu akslar büyük önem taşımaktadır; çünkü Demirtaş yönünden gelen araçların önemli bir kısmı bu güzergâhları kullanarak Bademli ve Mudanya bölgelere ulaşmaktadır. Yapılacak düzenlemelerle bu bölgelerde trafik yükü önemli ölçüde hafifletilecektir.
Bu konuda Bursalıların hiçbir endişesi olmasın. Emin olun ki çok uzun bir zaman değil; bu yıldan itibaren trafikle ilgili gözle görülür bir rahatlama yaşanacaktır. Ancak Bursalı hemşehrilerimizden en önemli beklentimiz, toplu ulaşım araçlarını daha fazla kullanmalarıdır. Sabah saatlerindeki yoğunluğa bakıldığında, bu yoğunluğun özellikle Bademli ve Nilüfer bölgelerinde yaşandığı açıkça görülmektedir. Bunun temel nedeni, yıllar boyunca yapılan yanlış planlamalar, hatalı yönlendirmeler ve plan tadilatlarıdır. Özellikle özel okulların büyük ölçüde bu bölgelere yoğunlaştırılması, trafiği ciddi biçimde artırmıştır. Bu duruma yıllardır itiraz ettik; bunun doğru olmadığını, trafik yükünü artıracağını ifade ettik. Bugün gelinen nokta da bunun somut sonucudur. Bu tamamen bilimsel bir meseledir. Eğer bir kentin tüm işlevlerini tek bir bölgede yoğunlaştırırsanız, doğal olarak o bölgeye olan talep artar ve yoğunluk kaçınılmaz hale gelir. Pandemi sonrasında ailelerin çocuklarını okula bizzat bırakma eğilimi de bu durumu daha da artırmıştır. Sabah saatlerinde araçlara bakıldığında, çoğunlukla araçta bir çocuk ve bir yetişkin bulunmakta, dönüşte ise araçlar tek kişiyle geri dönmektedir. Üstelik bu ulaşım yalnızca yakın çevreden değil; Çekirge’den, Yıldırım’dan ve kentin farklı bölgelerinden de gerçekleşmektedir. Benzer bir durum sanayi alanlarında da söz konusudur. Sanayi büyük ölçüde kentin batısında yoğunlaştırılmıştır. Ancak çalışan nüfusun önemli bir kısmı Osmangazi, Yıldırım, Gürsu ve Kestel gibi ilçelerde yaşamaktadır. Bu da batıdaki sanayi bölgelerine her gün yoğun bir işçi trafiği oluşmasına neden olmaktadır.
İşte kent planlaması tam olarak burada devreye girer. Kent planlaması, bilime inanarak ve bilimsel verilere dayanarak yapılmalıdır. Aksi hâlde bu tür ulaşım ve yoğunluk sorunları kaçınılmaz olur. Bu anlayışla, yalnızca yüz binlik planlar değil, aynı zamanda kentsel dönüşüm odaklı, uzun vadeli ve dengeli bir şehir planlaması yaklaşımı üzerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Kentlerin dönüşümü meselesi çok önemlidir. Bu noktada özellikle altını çizerek ifade etmek istiyorum: Bursa’da hâlen gerçek anlamda bir kentsel dönüşüm yoktur. Reklamlara bakarak buna kentsel dönüşüm demek doğru değildir. Bugün yapılanların büyük bir kısmı, alan bazlı değil, yalnızca bina bazlı yenilemelerdir.
Bizim bahsettiğimiz kentsel dönüşüm; sadece bir binanın yıkılıp yeniden yapılması değildir. Kentsel dönüşüm, insanların ihtiyaçlarının bütüncül biçimde ele alındığı, kentsel donatı alanlarının birlikte planlandığı bir süreçtir. Bir binayı yıkıp yeniden yapıyorsunuz; peki o alanda okul var mı? Sağlık ocağı var mı? Spor alanı, yeşil alan, kreş, kültür alanı var mı? Yok. Sadece binayı yeniliyorsunuz. Bu durumda oraya taşınan ailelerin çocukları mevcut okullara yöneliyor ve okullar doğal olarak aşırı yoğunlaşıyor. Bu, kentsel dönüşüm değildir. Evet, riskli yapılar yıkılıp yerine 5–6 katlı, daha sağlam binalar yapılabilir. Ancak bina yenilendiğinde mesele bitmiyor. Asıl önemli olan, kentsel ihtiyaçların da aynı anda planlanmasıdır. Bizim dönüşüm anlayışımız tam olarak budur. Bu doğrultuda yol planlamalarını da kentsel dönüşümle birlikte ele alıyoruz. Örneğin 60 metre, 65 metre genişliğinde yollar planladık. Kuzeyde alternatif yollar oluşturmayı ve bu yol çalışmalarıyla birlikte kentsel dönüşüm projelerini hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Bu konuda hazırlıklarımız da mevcuttur. Ancak geçmişte mecliste alınmış bazı kararlar nedeniyle, bazı bölgelerde yol genişlikleri 30 metreye kadar düşürülmüştür. Bu noktada, ilgili yöneticilere ve arkadaşlarımıza defalarca ricada bulunduk: “Bu yolu 65 metreye çıkaralım, olmazsa kuzeyde alternatif bir yol açalım” dedik. Ancak daha önce yapılmış planlar nedeniyle bunu gerçekleştiremedik. Çünkü şehircilikte yalnızca bugünü değil, geleceği de düşünmek gerekir.
Enver Akasoy www.nobetcigazete.com Yayın Kurulu Başkanı:
Özellikle de CHP'li belediyelere yönelik mülklere el koyma var. Şu an bizi misafir etmiş olduğunuz bu tarihi binada da bir el koyma durumu söz konusuydu ki hala devam ediyor. Hatay'da Ulu Camii'nin restorasyonuyla da ilgili bırakın bu işi biz yapalım dediler size ve bunu Ankara'da çok yüksek bir sesle tepkinizi dile getirdiniz. Bununla ilgili değerlendirmelerinizi almak istiyorum.
"BURSA'DA EL KONULAN 16 YAPI KONUSUNDA HUKUKİ SÜREÇ BAŞLADI"
Vakıf malı nedir? Halkın malıdır. Bursalıların malıdır. Yani aslına bakarsanız vakıfların tüm malları Bursalıların malları. Bir yapının vakıf mülkiyetinde olması, onun mutlaka Vakıflar tarafından yönetilmesi gerektiği anlamına gelmez. Bugün geriye dönüp baktığımızda, ne yazık ki Bursa’da belediyemize ait 16 yapı, Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından el konulmuş durumdadır. Bu yapılara ilişkin itirazlarımız bulunmaktadır ve hukuki süreci başlattık; davalarımız hâlen devam etmektedir. Açıkça ifade ediyorum: Bu yapıları geri alacağımıza inanıyoruz.
Vakıflar, dayanak olarak belirli bir mevzuat maddesine atıfta bulunmaktadır. Söz konusu maddede; geçmişte vakıf tarafından yaptırılmış, zamanla belediye, hazine, özel idare ya da köy tüzel kişiliklerinin mülkiyetine geçmiş olan vakıf kültür varlıklarının vakıflara devredileceği ifade edilmektedir. Ancak burada temel sorun şudur: Vakıf kültür varlığı kavramı geniş ve hatalı bir şekilde yorumlanmaktadır. Örneğin bu yapı, 1870’li yıllarda inşa edilmiş; ancak vakıf yapısı olarak değil, müstakil bir yapı olarak yapılmıştır. Tapusu da açıkça Büyükşehir Belediyemize aittir. Buna rağmen “vakıf kültür varlığıdır” denilerek el konulmaya çalışılmıştır. Aynı durumda olan toplam 16 yapımız bulunmaktadır. Bazılarına fiilen el konulmuş, bazıları için ise tahliye girişimlerinde bulunulmuştur. Hatta bu binayla ilgili dahi son derece hoş olmayan görüşmeler yaşanmıştır. “450 bin liraydı, indirim yaptık” gibi ifadeler kullanılmıştır. Oysa ortada böyle bir tasarruf hakları yoktur. Çünkü tekrar altını çizerek söylüyorum: Bursa’nın vakıf değerleri Bursalılara aittir. Vakıfların kuruluş amacı da zaten bu değerleri toplum yararına korumaktır.
Belediyemizin tapulu mülkü olan bu 16 yapıya el konulmaya çalışılması kabul edilemez. Hukuki süreçlerimiz devam ediyor ve kazanacağımıza inanıyoruz. Nitekim Bali Bey Hanı ile ilgili olarak da tahliye girişimi olmuş, yürütmeyi durdurma davası açılmış ve davayı kazanmış bulunuyoruz.
Aynı şekilde Mahfel gibi Bursa için simgesel ve tarihsel değeri yüksek alanlar da söz konusudur. Mahfel’in hikâyesi bu kent için son derece önemlidir. Ancak bugün gelinen noktada bu tür mekânların basit ticari işletmelere indirgenmesi doğru değildir. Bu alanların korunması, özgün kimliğiyle yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerekir. Bizim tüm mücadelemiz bunun içindir. Bursa’nın tarihî ve kültürel mirasını korumak, kamu yararına kullanmak ve hukuksuz uygulamalara karşı durmak için bu davaları açtık. Ve bu davaları kazanacağımıza kesinlikle inanıyoruz.
Geçmiş dönemde bir protokol imzalanmış. 2023 depreminden sonra, 2023’ün sonlarına doğru Büyükşehir Belediyemize başvurularak Hatay Ulu Camii’nin yapımını üstlenip üstlenemeyeceğimiz sorulmuş. Bursa Büyükşehir Belediyesi de bu talebi kabul etmiş ve yeni bir protokol imzalandı. Ancak bu protokolde son derece sorunlu bir 13. madde yer almaktadır. Karşı tarafın istediği anda, tek taraflı olarak ve herhangi bir gerekçe göstermeksizin projeden çekilebileceğine dair madde var.
Biz göreve geldiğimizde, proje henüz tamamlanmamıştı. Yaklaşık 20 ay boyunca, bilim kurulu sürecinde dosyalar beklemiş, proje çeşitli aşamalarda ilerleyememişti. Buna rağmen biz bu projeyi daha da sahiplendik. Çünkü yapı, deprem bölgesindeydi ve bu sürece katkı sunmayı son derece önemli gördük. Zaten projeye başlanma amacı da buydu. Ayrıca bu caminin, Bursa Ulu Camii ile tarihsel ve manevi bir bağ taşıması da bizim için ayrı bir anlam ifade ediyordu. Bu nedenle arkadaşlarımıza açıkça “Bu projeyi hassasiyetle devam ettirin” talimatını verdik. Ancak süreç ilerledikçe, projelerin eksik olduğu, bazı onayların alınmadığı ve işlerin sürekli uzadığı ortaya çıktı. Arkadaşlarımızın büyük bir çabayla süreci adım adım ilerlettiğini özellikle belirtmek isterim.
Projenin bitiş tarihi nettir: Haziran 2026. Yani takvim açısından hâlâ zaman vardır. Buna rağmen biz çalışmaları hızlandırdık. Ekiplerimiz sahada sürekli çalıştı ve teknik hassasiyetlere azami özen gösterildi. Çünkü restorasyon ve tarihî yapı işlerinde işin tekniğine uygun yapılması hayati önemdedir.
Özellikle altını çizmek isterim: Minare projesi Ekim 2025’te onaylanmıştır. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Ancak buna rağmen biz beklemedik; proje onay süreci devam ederken çalışmalara başladık. Minare imalatında kısa sürede önemli ilerleme sağladık ve Aralık ayı itibarıyla işin yüzde 60’ı tamamlanmıştı. Bu tür yapılarda en kritik aşama temeldir. Temel tamamlandığında, üst yapı çok daha hızlı ilerler. Biz bu projede temeli tamamladık ve yapıyı belli bir seviyeye taşıdık. Üstelik bütçesini de ayırdık. Açıkça ifade ettik: “Haziran ayında burada Cuma namazı kılacağız.” Bu hedef kamuoyuna da açıklandı. Genel Başkanımız da geçtiğimiz yıl Antalya’daki toplantıda bu projeye değinmiş ve Haziran ayında açılışın yapılacağını ifade etmiştir. Biz de bu sözü verdik ve buna göre hazırlıklarımızı sürdürdük. Ancak Aralık ayında, Vakıflar tarafından “bu işten el çektiriliyorsunuz” denildi. Gerekçe sorulduğunda ise somut, hukuki ve teknik olarak tatmin edici hiçbir gerekçe sunulmadı. Oysa minare projesini dahi geç vermişlerdi; buna rağmen biz işi ilerletmiş, yüklenici firmaya da baştan beri verdiğimiz sözü tutarak tüm hak edişleri eksiksiz ödemiştik. Bugün itibarıyla müteahhide tek kuruş borcumuz bulunmamaktadır. Buna rağmen, süreç tek taraflı biçimde sonlandırıldı. Vakıflar’ın bu tutumunun arkasında yalnızca teknik ya da idari gerekçeler olmadığını çok iyi biliyorum. Sürecin içinde başka şeylerin bulunduğu açıktır.
2023 yılında bölgede CHP’li bir belediye görevdeydi. Sonrasında yönetim değişti. Görünen o ki, bir CHP’li belediyenin cami yapması üzerinden farklı bir siyasi hikâye kurgulanmak istenmiştir. Bizim buna yaklaşımımız ise nettir: Bu iş siyaset değil, kamu yararı, inanç özgürlüğü ve sorumluluk meselesidir.
Sercan Yavuz www.olay.com.tr Editörü:
Başkan Bozbey projesi olarak ilçe ilçe gezip vatandaşla buluşuyorsunuz. Vatandaşın sizden ağırlıklı olarak beklentisi ne oluyor? Önümüzde ramazan ayı var ramazan ayında destekleriniz devam edecek mi?
" 'BAŞKAN BURADA' İLE BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİ HER İLÇEYE TAŞIYORUZ"
“Başkan Burada” projesi, ortalama her 15 günde bir ilçelerimize giderek ilçe halkıyla birebir buluştuğumuz, benim için son derece kıymetli bir çalışmadır. Bu projeyi önemli kılan husus şudur: Oraya yalnızca Mustafa Bozbey olarak gitmiyoruz. Daire başkanlarımız, müdürlerimiz, yetkililerimiz ve şirket yöneticilerimizle birlikte gidiyoruz. Yani aslında belediyeyi o ilçeye taşıyoruz. Sabahın erken saatlerinden itibaren ekiplerimiz sahada masalarını kuruyor, hazırlıklarını yapıyor ve gün boyu vatandaşlarımızla birebir temas kuruyoruz. Sorunları, talepleri ve şikâyetleri doğrudan dinliyoruz. İlçeye gittiğimde ilk olarak kaymakamı ziyaret ediyorum, ilçe hakkında değerlendirmelerde bulunuyoruz. Ardından ilçe belediye başkanını, muhtarlarımızı, varsa ziraat odasını, esnaf odalarını ve ticaret odasını ziyaret ediyoruz. Daha sonra oluşturduğumuz makamda vatandaşlarımızla yüz yüze görüşmelere geçiyoruz.
Projeye ilk başladığımızda gelen başvuruların yaklaşık yüzde 60’ı işle ilgiliydi. Geri kalanlar ise mahalle sorunları ya da kente dair projelerdi. Ancak zamanla bu oran hızla arttı ve bugün başvuruların yüzde 95’i iş talebi haline geldi. Bu durum, Bursa’da işsizliğin ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını açıkça göstermektedir. Elimizde resmi istatistikler olmayabilir; ancak sahadaki tablo zaten gerçeği ortaya koyuyor.
Özellikle 2024 Haziran ayından itibaren ekonomik koşulların etkisiyle işsizlikte ciddi bir artış yaşandığını gözlemliyoruz. Bu durumu DOSAB’da, tekstil sektöründe ve sanayi bölgelerinde çok net görüyoruz. Bugün İnegöl gibi, geçmişte işçi bulmakta zorlanan bir ilçede bile artık insanların iş bulmakta zorlandığını görüyoruz. Bunun temel nedeni; tekstil sektörünün daralması ve mobilya sektöründe rekabet gücünün azalmasıdır. Pek çok firma istihdamı azaltmak zorunda kalmıştır.
Ben yalnızca 2025 yılı içerisinde 40 binin üzerinde Bursalı’nın işsiz kaldığını tahmin ediyorum. Otomotiv ve yan sanayi geçen yıl nispeten daha iyiydi; ancak bu yıl orada da yavaşlama başladı ve yeni işten çıkarmaların yaşanacağı görülüyor. Tablo maalesef budur ve bu bir gerçektir.
Bu tabloyu gördükçe sosyal desteklerimizi de artırdık. Anne Kart, emeklilere yönelik destekler, Halk Kart ve diğer sosyal yardım programlarımız bütçe imkânlarımız dâhilinde devam etmektedir. Binlerce vatandaşımıza destek oluyoruz. Elbette bu destekler her ihtiyacı karşılamaya yetmeyebilir; ancak elimizden geleni yapıyoruz.
Bu yardımları yaparken Bakanlık kriterlerine uygun hareket etmek zorundayız. Zaman zaman “Daha önce alıyordum, şimdi alamıyorum” şeklinde şikâyetlerle karşılaşıyoruz. Vatandaşlarımız haklı olarak soruyor. Ancak kriterler çok nettir: Belirli yaş grubunda araç varsa, ek tapu ya da mülk görünüyorsa destek verilemiyor. Biz buna rağmen, kişinin yalnızca kendi oturduğu ev tapuluysa bunu istisna olarak değerlendiriyoruz. Ancak ek mülk, hisse ya da başka bir taşınmaz görünüyorsa sistem buna izin vermiyor. Çünkü bu para ne benim ne de bir başkasının şahsi parasıdır. Bu, Bursalıların parasıdır. Yarın bir denetimde, bir müfettiş geldiğinde “Bu desteği kime, hangi gerekçeyle verdiniz?” diye sorulduğunda hesabını verebilmemiz gerekir. Adil, eşit ve kimseyi ötekileştirmeden destek sağlamak zorundayız.
Zaman zaman “Üzerinde hiçbir şey görünmeyen ama aslında mal varlığı olan kişiler” konusu da gündeme geliyor. Eğer sistemde görünmüyorsa bunu bizim bilmemiz mümkün değil. Ancak bu noktada muhtarlarımızın ve mahallelinin geri bildirimleri çok kıymetli. Bu nedenle muhtarlarla daha fazla iletişim kurulmasını özellikle istiyoruz.
Bizim temel amacımız, bu zor ekonomik koşullarda gerçekten ihtiyaç sahibi olan vatandaşlarımıza ulaşmak ve onları desteklemektir. Keşke kimsenin bu desteklere ihtiyacı olmasa; en büyük temennimiz budur. Dikkat ederseniz özellikle sayı vermiyorum. Çünkü yapılan yardımları rakamlarla ifade etmeyi doğru bulmuyorum. Ancak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Binlerce Bursalıya ulaşıyoruz.
Ramazan ayında da Bursa’nın dört bir yanında vatandaşlarımızla bir araya gelmeye, sofralarına konuk olmaya, sorunlarını dinlemeye devam edeceğiz. Amacımız; Ramazan’ın manevi iklimini birlikte paylaşmak ve dayanışmayı güçlendirmektir.
Cennet Cankılıç www.ogaste.com Genel Yayın Yönetmeni:
Göreve gelişinizden 22 ay sonra, şeffaflık vurgusunu her fırsatta dile getiriyorsunuz. Göreve geldiğinizde yaptığınız ilk basın toplantısında, Büyükşehir Belediyesi, BUSKİ ve bağlı kuruluşların borçlarının beklediğinizden çok daha yüksek olduğunu söylemiştiniz. Sonraki toplantılarda ise tabloyu “borç batağı” olarak tanımlamış, kurumların kötü yönetildiğini rakamlarla açıklamıştınız.
Bugün geldiğimiz noktada;
Görevi ne kadar borçla devraldınız,
22 ayda ne kadar borç ödediniz,
Şu an itibarıyla toplam borç ne durumda?
"22 AYDA YAKLAŞIK 5-5 BUÇUK MİLYAR TL SGK VE VERGİ BORCU ÖDEDİK"
Şeffaflık, doğru bilgilendirme ve adalet bizim için son derece önemlidir. Çünkü biz burada kendi paramızı değil, Bursalıların parasını yönetiyoruz. Bu nedenle her ay düzenli olarak kamuoyuna hesap vermeyi bir sorumluluk olarak görüyoruz. Göreve geldiğimizde Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin borcu yaklaşık 13 milyar TL idi. Bugün itibarıyla bu borcu yaklaşık 4 milyar TL azaltmış durumdayız.
BUSKİ’ye geldiğimizde ise tablo daha ağırdı. BUSKİ’nin borcu yaklaşık 11,8 milyar TL seviyesindeydi. Ancak geçmiş dönemde alınan 150 milyon avroluk kredi nedeniyle BUSKİ’nin borcu bugün 25,4 milyar TL’ye yükselmiş durumda. Bu, BUSKİ’nin ve dolayısıyla Büyükşehir’in mali dengesini ciddi şekilde zorlayan bir tablodur.
Şunu özellikle vurgulamak isterim:
Projenin kendisi doğrudur, ancak bu projenin BUSKİ’ye euro bazlı borç yüklenerek yapılması yanlıştır. Devlet Su İşleri’nin bu projeyi üstlenebileceğini üç kez bildirmesine rağmen, BUSKİ’nin borçlandırılması tercih edilmiştir. Bu, Bursa’ya yapılmış büyük bir mali hatadır. Belediye şirketlerinin borcu ise göreve geldiğimizde yaklaşık 4,1 milyar TL idi; bugün de yaklaşık aynı seviyededir. Ancak bu süreçte çok önemli bir adım attık:
Son 22 ayda yaklaşık 5–5,5 milyar TL SGK ve vergi borcu ödedik. Bugün itibarıyla Büyükşehir Belediyesi’nin, BUSKİ’nin ve bağlı şirketlerin tek kuruş SGK ya da vergi borcu yoktur. Bunun altını özellikle çiziyorum.
Göreve geldiğimizde toplamda;
Büyükşehir, BUSKİ ve şirketler dahil olmak üzere yaklaşık 1 milyar dolar borç vardı. Bugün bu rakam 1 milyar doların altına düşmüş durumdadır.
Bu sonuç;
İhalelerin şeffaf yapılmasıyla,
Alım–satım süreçlerinde sıkı denetimle,
Disiplinli ve planlı bir mali yönetimle elde edilmiştir.
Biz borçları azaltırken hizmetlerden vazgeçmedik. Bir yandan altyapı ve üstyapı yatırımlarını sürdürüyoruz, bir yandan geçmişte yapılmamış işleri yapıyoruz, bir yandan da borç ödüyoruz. Demek ki doğru mali disiplinle bu mümkün. Bu anlayışla devam edeceğiz. Elbette yatırım için borçlanma olabilir; ancak SGK ve vergi borcu asla kabul edilemez. Çünkü bu, kamu yönetiminde güven kaybıdır. Arkadaşlarıma da bu konuda net talimatım var.
Özetle; Bursa Büyükşehir Belediyesi bugün daha şeffaf, daha disiplinli ve daha sürdürülebilir bir mali yapıya kavuşmuştur. Bu çizgiyi de kararlılıkla sürdüreceğiz.
Enhar Güneş www.sosyaltv.com Genel Yayın Yönetmeni:
Bursaspor geçen sezon şampiyon oldu, bu sezon da şampiyonluğa doğru ilerliyor. Ligde 4 puan farkla lider ve bir maç eksiği var. Ancak bu süreçte üçüncü teknik direktör değişikliği yaşandı. Bursaspor’daki son gelişmeleri ve genel gidişatı nasıl değerlendiriyorsunuz?
"BU SEZON ŞAMPİYON OLACAĞIZ"
Öncelikle Enes kardeşimiz başta olmak üzere yönetimdeki tüm arkadaşlarımızı yürekten kutluyorum. Sporcularımıza da teşekkür ediyorum. Ara transfer döneminde gerekli takviyeler yapıldı ve Bursaspor’a yakışan oyuncular takıma kazandırıldı.
Bugün Bursaspor, bulunduğu lige rağmen birçok futbolcunun gelmek istediği, formasını giymek için istekli olduğu bir kulüp hâline geldi. Bu çok kıymetli. Çünkü Bursaspor küme düşmüş bir yerden geliyor ama yeniden ayağa kalkıyor ve hedefine adım adım ilerliyor. Teknik direktör değişiklikleri elbette olabilir. Ben bunu belediyede de söylüyorum: Kimse vazgeçilmez değil. Gerekirse değişim olur. Yönetim dışarıdan bakarak, profesyonellerden görüş alarak karar verir. Bursa artık başarıya aç bir kent. Bu yüzden kimsenin hata yapma lüksü yok. “Bu maç böyle olsun” deme şansı yok.
Ben açıkça söylüyorum:
3–4 hafta içinde puan farkının 7–8 puana çıkacağını düşünüyorum. Bu benim hayalim ve inancım. Bu sezon şampiyon olacağız. Bursasporlu bir yönetici olarak söylüyorum; “Bekle bizi Süper Lig” diyoruz. Çünkü Süper Lig’de görülecek çok hesabımız var. İnşallah önümüzdeki sezon bir üst lige, ondan sonraki sezon da Süper Lig’e çıkan bir Bursaspor’u keyifle izleyeceğiz. Antrenör değişir, oyuncu değişir; bunlar futbolun doğasında var. Ama asıl önemli olan şu: Kent birleşti. Kent bütünleşti. Siyasetçiler birleşti. Taraftar birleşti. Eskiden başımız öne eğikti, yere bakarak yürüyorduk. Şimdi başımız dik, ileriye bakıyoruz. “Demek ki oluyormuş” diyoruz.
Ben Bursa’da her konuda bu birlikteliğin doğru olduğuna inanıyorum. Hangi siyasi görüşten olursa olsun hiç fark etmez. Hepimiz Bursa’da yaşıyoruz. Bu havayı soluyor, bu suyu içiyor, bu yolları kullanıyoruz. Bursalılık bilincinin 3,5 milyon insanda hakim olması lazım.
Bursa’nın bir sorunu olduğunda; milletvekillerini, parti il başkanlarını, meclis üyelerini arıyorum. “Bu konuyu nasıl çözeriz?” diye istişare ediyorum. İstiyorum ki bu dönem Büyükşehir Belediye Meclisi, Bursa’nın sorunlarını azaltan bir meclis olarak tarihe geçsin.
Basının rolü de burada çok önemli. Sizler bizim göremediğimizi görebilirsiniz. Eleştiri son derece kıymetlidir; yeter ki kişisel ve ailevi hedefler olmasın. Yanlış yaptığımızda uyarılmak isteriz. Yanlışsa döneriz, düzeltiyoruz da.
Bizim yöneticilik anlayışımız bu:
Biz Bursalıyız ve Bursa’nın menfaatlerini korumak zorundayız.
20 milletvekili, 17 ilçe belediye başkanı, Büyükşehir Belediye Başkanı, 106 Büyükşehir Meclis üyesi, ilçelerle birlikte yaklaşık 300 meclis üyesi, valimiz ve bürokraside görev yapan yöneticiler… Hepimiz Bursa’nın geleceği için sorumluyuz.
Birlikte hareket edersek başarı geliyor.
Bursaspor’da bunu başardık.
Diğer alanlarda da başaracağız.





