<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Koza24 - Haberler, Son Dakika Haberleri ve Bursa Güncel Haber</title>
    <link>https://www.koza24.com</link>
    <description>Bursa Koza 24 haber sitesi Bursa haberleri Bursaspor haberleri , Bursa son dakika haberleri Bursa ekonomi  haberleri, Bursa canlı yayınlar, yerel siyaset, sanayi ve ekonomi haberleri</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.koza24.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 05 Sep 2026 08:46:47 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.koza24.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Okul öncesinde öfke ve inatlaşmaya dikkat]]></title>
      <link>https://www.koza24.com/okul-oncesinde-ofke-ve-inatlasmaya-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.koza24.com/okul-oncesinde-ofke-ve-inatlasmaya-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okul öncesi dönemde görülen öfke, korku, inatlaşma ve bağımsızlık isteğinin çoğu zaman gelişimsel sürecin doğal parçaları olduğunu belirten Hayat Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Nuran Karimova, ebeveynlere çocuklarının davranışlarının ardındaki duyguyu anlamaları çağrısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>3-6 yaş arasındaki okul öncesi dönemin, çocukların dünyayı ve çevrelerindeki insanları anlamlandırmayı öğrendikleri önemli bir gelişim süreci olduğunu belirten Hayat Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Nuran Karimova, bu dönemde zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimin hızlı ilerlediğini söyledi.</p>

<p>Çocukların davranışlarının zaman zaman ‘inatçılık’, ‘şımarıklık’ veya ‘huysuzluk’ olarak değerlendirilebildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Karimova, bu davranışların çoğu zaman çocuğun gelişim özellikleri ve ifade etmekte zorlandığı ihtiyaçlarla ilişkili olduğunu ifade etti. Nuran Karimova, “Çocuğun davranışını yalnızca durdurmaya çalışmak yerine, ‘Çocuğum bu davranışıyla bana ne anlatmaya çalışıyor?’ sorusunu sormak gerekir” dedi.</p>

<p><strong>“Ben İstiyorum” ve “Ben Yapacağım” Dönemi</strong></p>

<p>Okul öncesi çocukların olayları büyük ölçüde kendi bakış açılarıyla değerlendirdiğini belirten Uzm. Dr. Karimova, çocuğun sürekli kendi istediğinin olmasını istemesinin her zaman bencillik anlamına gelmediğini söyledi.</p>

<p>Bu dönemde sıkça duyulan ‘Ben kendim yapacağım’ ifadesinin de çocuğun bağımsızlık ve özerklik duygusunun geliştiğini gösterdiğini kaydeden Uzm. Dr. Karimova, ebeveynlerin güvenli sınırlar içerisinde çocuklarına seçim yapma fırsatı vermesinin önemli olduğunu vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Oyun, Çocuğun Duygularını Anlatıyor</strong></p>

<p>Okul öncesi dönemde hayal ile gerçek arasındaki sınırların yetişkinlerdeki kadar belirgin olmayabileceğini belirten Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Karimova, çocukların hayali karakterlerden veya canavarlardan söz etmesinin tek başına endişe nedeni olmadığını söyledi. Zengin hayal dünyasının yaratıcılığı destekleyebileceğini ifade eden Dr. Karimova, oyunun da çocukların iç dünyalarını anlamada önemli bir araç olduğunu belirtti.</p>

<p>“Çocuklar her zaman yaşadıkları duyguları konuşarak ifade edemez. Oyun, onların duygularını ve yaşantılarını ortaya koydukları önemli bir alandır” diyen Uzm. Dr. Nuran Karimova, ebeveynlerin çocuklarıyla oyun oynarken onların korku, kaygı ve duygularını daha iyi anlayabileceğini kaydetti.</p>

<p><strong>Öfke ve Korkulara Doğru Yaklaşım</strong></p>

<p>Çocuğun istediği olmadığında ağlaması, bağırması veya öfkelenmesinin ebeveynler açısından zorlayıcı olabileceğini belirten Dr. Nuran Karimova, okul öncesi dönemde duygu düzenleme becerilerinin henüz gelişmekte olduğunu hatırlattı.</p>

<p>Öfke nöbetlerinde yalnızca davranışı durdurmaya çalışmak yerine çocuğun yaşadığı duygunun tanımlanmasına yardımcı olunması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Karimova, “Ağlayacak bir şey yok” demek yerine, “Şu anda çok öfkelendiğini görüyorum” gibi ifadelerin çocuğun duygularını tanımasına katkı sağlayacağını söyledi.</p>

<p>Karanlık, yalnız kalma, yüksek ses veya hayali yaratıklara yönelik korkuların da bu yaş döneminde görülebileceğini belirten Uzm. Dr. Karimova, özellikle kreş ve anaokuluna başlama döneminde ayrılık kaygısının artabileceğini ifade etti. Ebeveynlerin çocukların korkularını küçümsememesi ve onlarla alay etmemesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p></p>

<p><strong>Davranışın Altındaki İhtiyacı Görmek</strong></p>

<p>Çocukların duygularını isimlendirmelerine yardımcı olmanın, net ve tutarlı sınırlar oluşturmanın ve onlara güvenli seçim alanları sunmanın gelişimlerini desteklediğini belirten Hayat Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Nuran Karimova, ebeveyn-çocuk ilişkisinde nitelikli zamanın da önemli olduğunu söyledi.</p>

<p>Her gün 15-20 dakika boyunca telefon ve diğer uyaranlardan uzak şekilde çocuğun yönlendirdiği bir oyuna eşlik edilmesinin duygusal bağı güçlendirebileceğini belirten Dr. Karimova, “Bazen öfkenin altında anlaşılma ihtiyacı, korkunun altında güven arayışı, ısrarın altında ise bağımsızlaşma isteği olabilir” dedi.</p>

<p>Sağlıklı gelişim için çocuğun sevgi dolu, güvenli ve tutarlı bir ortamda büyümesinin önem taşıdığını ifade eden Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Nuran Karimova, davranışların çocuğun günlük yaşamını, aile ilişkilerini, sosyal uyumunu veya okul sürecini belirgin biçimde etkilemeye başlaması halinde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanından değerlendirme alınması gerektiğini sözlerine ekledi.</p>

<p><img alt="Screenshot 10-443" class="detail-photo img-fluid" height="450" src="https://koza24com.teimg.com/koza24-com/uploads/2026/09/screenshot-10-443.jpg" width="300" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.koza24.com/okul-oncesinde-ofke-ve-inatlasmaya-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 12:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://koza24com.teimg.com/crop/1280x720/koza24-com/uploads/2026/09/screenshot-11-402.jpg" type="image/jpeg" length="43133"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kan Değerlerindeki Yüksekliğe Dikkat!]]></title>
      <link>https://www.koza24.com/kan-degerlerindeki-yukseklige-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.koza24.com/kan-degerlerindeki-yukseklige-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy, rutin kan tahlillerinde tespit edilen hemoglobin, hematokrit, trombosit veya beyaz kan hücresi yüksekliğinin her zaman masum olmayabileceğini belirterek, kronik myeloproliferatif hastalıkların erken teşhisinin damar tıkanıklığı, kanama ve diğer ciddi komplikasyonların önlenmesi açısından büyük önem taşıdığını söyledi.<br />
Kemik iliğinin normalden fazla kan hücresi üretmesiyle ortaya çıkan kronik myeloproliferatif hastalıkların, hematolojide sık karşılaşılan kronik kan hastalıkları arasında yer aldığını ifade eden Medicana <strong>Bursa</strong> Hastanesi Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy, bu grubun en sık görülen hastalıklarının polisitemia vera, esansiyel trombositemi ve myelofibrozis olduğunu belirtti. "Polisitemia verada kırmızı kan hücreleri, esansiyel trombositemide trombositler normalin üzerine çıkar" diyen Durusoy, "Bazı hastalarda beyaz kan hücrelerinde de yükseklik görülebilir. Myelofibroziste ise zamanla kemik iliğinde bağ dokusu artışı gelişebilir; buna bağlı olarak kansızlık, dalak büyümesi ve genel durum bozukluğu ortaya çıkabilir. Kronik myeloproliferatif hastalıkların önemli bir kısmının rutin kan tetkikleri sırasında tesadüfen tespit edilmektedir. Bazı hastalarda ise hayat kalitesini etkileyen şikayetler görülmektedir. Baş ağrısı, yüzde kızarıklık, kulak çınlaması, görme bulanıklığı, el ve ayaklarda yanma hissi, sıcak banyo sonrası gelişen yoğun kaşıntı, karında dolgunluk, dalak büyümesi, halsizlik ve kilo kaybı bu hastalıkların belirtileri arasında yer alabilir. Bazı hastalarda ise ilk belirtiler, damar tıkanıklığı, pıhtı oluşumu veya daha nadiren kanama olabilir" diye konuştu.<br />
Kan değerlerindeki yüksekliğin yalnızca laboratuvar belirtisi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Sertaç Durusoy, şu uyarıda bulundu;<br />
"Hastalarımız bazen 'Kan değerlerim biraz yüksek ama herhangi bir şikâyetim yok' diyebiliyor. Ancak kronik myeloproliferatif hastalıklarda en önemli hedeflerden biri, henüz belirti ortaya çıkmadan pıhtı ve kanama gibi ciddi komplikasyonların önüne geçmektir. Bu nedenle sürekli yüksek seyreden kan değerleri mutlaka araştırılmalıdır. İleri yaş, daha önce damar tıkanıklığı geçirmiş olmak, çok yüksek trombosit değerleri, kalp-damar hastalıkları ve hastalığın genetik özelliklerinin tedavi planını belirleyen önemli faktörlerdir."<br />
Teşhis sürecinin yalnızca tam kan sayımıyla sınırlı olmadığını belirten Dr. Durusoy, ayrıntılı değerlendirme gerektiğini söyledi. Durusoy, "Tam kan sayımı, periferik yayma, demir metabolizması testleri ve eritropoetin düzeyinin yanı sıra JAK2, CALR ve MPL mutasyon analizleri tanıda önemli yer tutuyor. Günümüzde bazı hastalarda daha kapsamlı moleküler inceleme sağlayan yeni nesil dizileme (NGS) testlerinden de yararlanıyoruz. Bu değerlendirmeler hastalığın biyolojik özelliklerini ve risk durumunu daha doğru belirlememizi sağlıyor" şeklinde konuştu.<br />
Kronik myeloproliferatif hastalıkların birbirine benzer laboratuvar belirtileri gösterebildiğini belirten Dr. Sertaç Durusoy, kemik iliği biyopsisinin teşhiste kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. Durusoy, "Polisitemia vera, esansiyel trombositemi ve erken dönem myelofibrozis bazı hastalarda benzer kan değerleriyle karşımıza çıkabilir. Kemik iliği biyopsisinde kemik iliğinin hücresel yapısını, megakaryositlerin özelliklerini ve fibrozis derecesini değerlendirerek hastalığın gerçek alt tipini belirliyoruz. Doğru tanı, doğru tedavi planının temelini oluşturur" dedi.<br />
Tedavi her hastanın riskine göre planlanıyor<br />
Tedavinin standart tek bir yöntemden oluşmadığını belirten Dr. Durusoy, hastaya özel yaklaşımın önemine dikkat çekti. Durusoy uyarılarına şöyle devam etti;<br />
"Polisitemia verada hematokriti güvenli düzeyde tutmak amacıyla flebotomi, yani kontrollü kan alma işlemi uygulanabilir. Bunun yanında düşük doz aspirin, hücre azaltıcı ilaçlar, interferon tedavileri veya JAK inhibitörleri kullanılabilir. Esansiyel trombositemide temel hedef trombosit yüksekliğine bağlı pıhtı ve kanama riskini dengelemektir. Myelofibroziste ise dalak büyüklüğü, kansızlık, sistemik belirtiler ve hastalığın risk grubu değerlendirilerek tedavi planlanır. Uygun hastalarda kök hücre nakli de gündeme gelebilir. Kronik myeloproliferatif hastalıkların genellikle uzun yıllar takip edilebilen kronik hastalıklardır. Bu hastalıklar uzun süre stabil seyredebilse de zaman içinde hastalığın biyolojik davranışı değişebilir. Bazı hastalarda myelofibroza ilerleme, kan değerlerinde düşme veya nadiren akut lösemiye dönüşüm görülebilir. Bu nedenle düzenli hematoloji kontrolleri, yalnızca mevcut tedavinin değerlendirilmesi için değil, hastalığın değişikliklerinin erken dönemde tespit edilmesi açısından da büyük önem taşır. Kan değerleriniz sürekli yüksek seyrediyorsa, tekrarlayan damar tıkanıklığı veya açıklanamayan kanama öykünüz varsa, dalak büyümesi, halsizlik, kilo kaybı ya da diğer sistemik yakınmalar eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden hematoloji uzmanına başvurmanız gerekir. Doğru tanı, hastalığın risk durumunun doğru belirlenmesi ve düzenli takip sayesinde hem yaşam kalitesini korumak hem de ciddi komplikasyonların önüne geçmek mümkündür."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="A W777523 01" class="detail-photo img-fluid" height="584" src="https://koza24com.teimg.com/koza24-com/uploads/2026/08/a-w777523-01.jpg" width="1000" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.koza24.com/kan-degerlerindeki-yukseklige-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://koza24com.teimg.com/crop/1280x720/koza24-com/uploads/2026/08/indir-29-8.jpg" type="image/jpeg" length="12226"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadın sağlığında bütüncül yaklaşım]]></title>
      <link>https://www.koza24.com/kadin-sagliginda-butuncul-yaklasim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.koza24.com/kadin-sagliginda-butuncul-yaklasim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadın sağlığında yalnızca mevcut şikâyete odaklanmak yerine, kişinin yaşam biçimi, beslenme düzeni, uyku kalitesi, stres düzeyi ve metabolik durumunun birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor. Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökhan Gölcük, fonksiyonel tıp yaklaşımının kadın sağlığına daha geniş bir perspektiften bakılmasına katkı sunduğunu belirterek, bu yaklaşımın modern tıbbın yerine değil, yanında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların yaşam boyunca farklı hormonal ve metabolik süreçlerden geçtiğine dikkat çeken Op. Dr. Gökhan Gölcük, adet düzensizlikleri, menopoz, kilo kontrolünde yaşanan güçlükler ve bazı hormonal yakınmalarda hastanın genel sağlık durumunun da dikkate alınması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>“Tek bir belirtiye bakmak yeterli olmayabilir”</strong></p>

<p>Kadın sağlığında birçok faktörün birbiriyle bağlantılı olduğunu belirten Op. Dr. Gölcük, özellikle beslenme, uyku, stres ve fiziksel aktivitenin genel sağlık açısından göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökhan Gölcük, “Kadın sağlığında tek bir belirtiye bakarak bütün tabloyu değerlendirmek her zaman yeterli olmayabilir. Beslenme, uyku, stres, fiziksel aktivite ve metabolik durum gibi unsurların sağlık üzerindeki etkilerini de göz önünde bulundurmak, kişiye özgü bir takip planının oluşturulmasına katkı sağlayabilir” dedi.</p>

<p>Kadınların üreme çağından menopoz dönemine kadar farklı ihtiyaçlarla karşılaşabildiğini belirten Op. Dr. Gökhan Gölcük, bu süreçlerde hastanın sağlık öyküsü ve yaşam koşullarının değerlendirilmesinin önem taşıdığını kaydetti.</p>

<p><strong>“Amaç uzun vadeli sağlığı desteklemek”</strong></p>

<p>Fonksiyonel tıp yaklaşımında mevcut yakınmaların yanı sıra günlük yaşam alışkanlıklarının da değerlendirilmesinin koruyucu sağlık anlayışını desteklediğini ifade eden Op. Dr. Gökhan Gölcük, düzenli kontrollerin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökhan Gölcük, “Kadın sağlığında hedefimiz yalnızca mevcut bir sorunu tedavi etmek değil, düzenli kontroller, doğru yaşam alışkanlıkları ve kişiye uygun takip ile uzun vadeli sağlığı desteklemektir. Fonksiyonel tıp perspektifi de hastayı daha geniş bir çerçevede değerlendirmemize katkı sağlayan yaklaşımlardan biridir” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Modern tıbbın alternatifi değil</strong></p>

<p>Fonksiyonel tıp yaklaşımının standart tıbbi tanı ve tedavi yöntemlerinin alternatifi olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Gölcük, düzenli jinekolojik muayene, gerekli taramalar, laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri ile bilimsel temelli tanı ve tedavi süreçlerinin kadın sağlığındaki temel yaklaşım olduğunu söyledi.</p>

<p>Fonksiyonel yaklaşımın ise bu süreçlere yaşam tarzı, beslenme, uyku, stres yönetimi ve bireysel risk faktörlerinin daha kapsamlı değerlendirilmesi açısından katkı sağlayabileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökhan Gölcük açıklamasını “Fonksiyonel yaklaşımı modern tıbbın yerine konumlandırmak doğru değil. Esas olan, bilimsel tanı ve tedavi süreçlerini koruyarak hastanın yaşam tarzını ve bireysel özelliklerini de değerlendirebilmek. Böylece kadın sağlığına daha bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşabiliriz” diyerek tamamladı.</p>

<p><img alt="Screenshot 1-2142" class="detail-photo img-fluid" height="550" src="https://koza24com.teimg.com/koza24-com/uploads/2026/08/screenshot-1-2142.jpg" width="367" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.koza24.com/kadin-sagliginda-butuncul-yaklasim</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 13:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://koza24com.teimg.com/crop/1280x720/koza24-com/uploads/2026/08/screenshot-2-1671.jpg" type="image/jpeg" length="82981"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından osteoporoz uyarısı]]></title>
      <link>https://www.koza24.com/uzmanindan-osteoporoz-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.koza24.com/uzmanindan-osteoporoz-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Dünyada ve Türkiye'de hayat süresinin uzamasıyla birlikte yaşlı nüfus hızla artıyor. Bu durum, osteoporoz ve buna bağlı gelişen kırıkları önemli bir sağlık sorunu haline getiriyor.<br />
Medicana <strong>Bursa</strong> Hastanesi Ortopedi Uzmanı Op. Dr. Uğurcan Süner, osteoporozun yalnızca kemikleri değil, kişinin hareket kabiliyetini, yaşam kalitesini ve yaşam süresini de etkileyebilen önemli bir hastalık olduğuna dikkat çekti. Osteoporoza bağlı kırık riskinin özellikle ileri yaşlarda arttığını belirten Op. Dr. Uğurcan Süner, "Osteoporotik kırıkların yaşam boyu riski kadınlarda yaklaşık yüzde 50, erkeklerde ise yüzde 20 civarındadır. Özellikle kalça kırıkları ileri yaşlarda ciddi sağlık sorunlarına ve yaşam kaybına yol açabilmektedir. Bu nedenle amacımız yalnızca oluşan kırığı tedavi etmek değil, yeni kırıkların gelişmesini de önlemektir" dedi.<br />
D vitamini kemik ve kas sağlığı açısından önemli bir role sahiptir. Eksikliği kemik sağlığını olumsuz etkileyebilir, kas güçsüzlüğüne ve düşme riskinin artmasına katkıda bulunabilir. Kırık nedeniyle hastaneye başvuran hastalarda D vitamini eksikliğinin oldukça sık görüldüğünü belirten Süner, özellikle ileri yaştaki bireylerde kemik sağlığının ve D vitamini düzeylerinin değerlendirilmesinin önemli olduğunu vurguladı.<br />
Osteoporoz tedavisinde toplumdaki en önemli yanılgılardan birinin yalnızca D vitamini ve kalsiyum takviyesi kullanmanın yeterli olduğunun düşünülmesi olduğunu belirten Süner, şöyle devam etti:<br />
"D vitamini ve kalsiyum kemik sağlığı için önemlidir ancak osteoporozu olan veya kırık riski yüksek kişilerde tek başına yeterli olmayabilir. Hastanın yaşı, kemik yoğunluğu, daha önce kırık geçirip geçirmediği ve diğer risk faktörleri değerlendirilerek kişiye özel bir tedavi planı oluşturulmalıdır."<br />
Kalça kırığı geçiren bir hastada ameliyatın tedavinin yalnızca bir aşaması olduğunu vurgulayan Süner, kırık sonrasında osteoporozun da mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Süner, "Kalça kırığı geçiren hastalar yeni bir kırık açısından yüksek risk altındadır. Bu nedenle ameliyat sonrasında osteoporoz tedavisinin planlanması, düşme riskinin azaltılması ve hastanın düzenli olarak takip edilmesi büyük önem taşır." diye konuştu.<br />
Op. Dr. Uğurcan Süner, "Osteoporotik kırıklarda başarı yalnızca kırığın ameliyatla düzeltilmesi değildir. Asıl hedef hastanın yeniden kırık geçirmesini önlemek, hareketliliğini korumak ve yaşam kalitesini mümkün olduğunca sürdürmesini sağlamaktır. Özellikle ileri yaştaki bireylerde osteoporozun erken tanınması ve uygun şekilde tedavi edilmesi bu nedenle büyük önem taşımaktadır" dedi.<br />
<img alt="Aw763778 01 (1)" class="detail-photo img-fluid" height="585" src="https://koza24com.teimg.com/koza24-com/uploads/2026/08/aw763778-01-1.jpg" width="1000" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.koza24.com/uzmanindan-osteoporoz-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://koza24com.teimg.com/crop/1280x720/koza24-com/uploads/2026/08/indir-24-9.jpg" type="image/jpeg" length="57001"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzun süreli kemik ağrılarınızı hafife almayın]]></title>
      <link>https://www.koza24.com/uzun-sureli-kemik-agrilarinizi-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.koza24.com/uzun-sureli-kemik-agrilarinizi-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy, özellikle ileri yaşta ortaya çıkan uzun süreli kemik ağrıları, açıklanamayan kansızlık ve böbrek fonksiyonlarındaki bozulmanın, plazma hücrelerinden kaynaklanan önemli bir kan hastalığı olan multiple myelom açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.<br />
Multiple myelomun, bağışıklık sisteminin önemli hücrelerinden biri olan plazma hücrelerinin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen bir hematolojik kanser olduğunu ifade eden Medicana <strong>Bursa</strong> Hastanesi Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy, hastalığın yalnızca kemikleri değil, böbrekler başta olmak üzere birçok organı etkileyebildiğini söyledi. Durusoy, "Multiple myelom, özellikle ileri yaş grubunda daha sık görülür. Hastalık, kemik iliğinde çoğalan anormal plazma hücrelerinin hem normal kan üretimini bozması hem de salgıladığı anormal proteinler nedeniyle farklı organlarda hasara yol açabilir. Bu nedenle erken teşhis, organ hasarını önlemek açısından büyük önem taşır" dedi.<br />
Multiple myelomun en sık görülen belirtilerine değinen Dr. Durusoy, şu değerlendirmelerde bulundu:<br />
"Hastalarda en sık kemik ağrıları, kansızlığa bağlı halsizlik ve yorgunluk, böbrek fonksiyonlarında bozulma, kanda kalsiyum yüksekliği ve tekrarlayan enfeksiyonlar görülebilir. Özellikle ileri yaşta başlayan, nedeni açıklanamayan bel ve sırt ağrıları, kolay gelişen kemik kırıkları, kansızlık ve böbrek değerlerinde bozulma birlikte bulunuyorsa multiple myelom mutlaka akla gelmelidir. Bu belirtiler farklı hastalıklarda da görülebilir. Şikâyetlerin birlikte değerlendirilmelisi, doğru teşhis açısından büyük önem taşımaktadır. Multiple myelom teşhisi yalnızca tek bir kan tahliliyle konulamamaktadır. Teşhis süreci kapsamlı değerlendirme gerekmektedir. Tam kan sayımı, böbrek fonksiyon testleri ve biyokimyasal incelemelerin yanı sıra serum ve idrar protein elektroforezi, immünfiksasyon, serbest hafif zincir analizleri, kemik iliği incelemesi ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanıyoruz. Bu değerlendirmeler sayesinde hem hastalığın varlığını hem de organ tutulumunu ayrıntılı olarak ortaya koyabiliyoruz."<br />
Hastalığın biyolojik özelliklerinin tedavi seçiminde giderek daha fazla önem kazandığını belirten Dr. Durusoy, "Kemik iliğinden elde edilen örneklerde yapılan sitogenetik ve moleküler incelemeler, hastalığın risk grubunu belirlememize yardımcı oluyor. Böylece her hastaya en uygun ve en etkili tedavi yaklaşımını planlayabiliyoruz. Multiple myelom tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Günümüzde birçok etkili tedavi seçeneği bulunmaktadır. Artık tedavi yalnızca klasik kemoterapiyle sınırlı değil. Proteazom inhibitörleri, immünmodülatör ilaçlar, monoklonal antikor tedavileri ve uygun hastalarda otolog kök hücre nakli standart tedavi seçenekleri arasında yer alıyor. Hastalığın nüks ettiği bazı olgularda ise CAR-T hücre tedavileri ve bispesifik antikorlar gibi yenilikçi tedavi yöntemlerinden de yararlanabiliyoruz" şeklinde konuştu.<br />
Dr. Durusoy, tedavinin temel hedefinin hastalığı mümkün olan en derin düzeyde baskılamak, organ hasarını önlemek, yaşam kalitesini artırmak ve hastaların uzun süre sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlamak olduğunu ifade etti. Açıklamasının sonunda toplumda farkındalığın artırılması gerektiğine dikkat çeken Dr. Sertaç Durusoy, şu çağrıda bulundu:<br />
"Uzun süren kemik ağrıları, açıklanamayan kansızlık, böbrek fonksiyonlarında bozulma, tekrarlayan enfeksiyonlar veya kolay gelişen kemik kırıkları ihmal edilmemelidir. Özellikle bu belirtiler bir arada bulunuyorsa vakit kaybetmeden hematoloji uzmanına başvurulmalıdır. Multiple myelomda erken teşhis, yalnızca tedavi başarısını artırmakla kalmaz; böbrek yetmezliği, kemik kırıkları ve diğer organ hasarlarının önlenmesinde de kritik rol oynar. Doğru zamanda yapılan değerlendirme ve kişiye özel tedavi planlaması, hastalarımızın yaşam süresi ve yaşam kalitesini önemli ölçüde artırmaktadır."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="A W759108 01" class="detail-photo img-fluid" height="584" src="https://koza24com.teimg.com/koza24-com/uploads/2026/08/a-w759108-01.jpg" width="1000" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.koza24.com/uzun-sureli-kemik-agrilarinizi-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://koza24com.teimg.com/crop/1280x720/koza24-com/uploads/2026/08/indir-4-9.jpg" type="image/jpeg" length="82058"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gebelere yaz uyarısı]]></title>
      <link>https://www.koza24.com/gebelere-yaz-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.koza24.com/gebelere-yaz-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklık ve nem, anne adaylarının günlük yaşamını zorlaştırırken gebelik sürecinde dikkat edilmesi gereken noktaları da artırıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Yaşar Can, yaz mevsiminde gebelerin sıcak çarpması, sıvı kaybı ve ödem gibi sorunlarla daha sık karşılaşabileceğini belirterek, alınacak basit önlemlerle hem annenin hem de bebeğin sağlığının korunabileceğini söyledi.<br />
Gebeliğin kadın yaşamının en özel ve hassas dönemlerinden biri olduğunu ifade eden Medicana <strong>Bursa</strong> Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Yaşar Can, "Gebelik sürecinin yaz aylarına denk gelmesi, anne adayları için bazı ek zorlukları da beraberinde getiriyor. Artan sıcaklık, yüksek nem ve güneşin olumsuz etkileri nedeniyle anne adaylarının günlük yaşam alışkanlıklarını mevsime uygun şekilde düzenlemesi büyük önem taşıyor" dedi.<br />
<br />
"Sıvı kaybı hem anne hem de bebek için risk oluşturabilir"<br />
Yaz aylarında vücudun terleme yoluyla daha fazla sıvı kaybettiğini belirten Dr. Can, yeterli sıvı tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:<br />
"Gebeler sıcak havalarda susamayı beklemeden düzenli olarak su içmelidir. Günlük sıvı tüketiminin ortalama 2,5-3 litreye çıkarılması, sıcak çarpması ve sıvı kaybının önlenmesine yardımcı olur. Suyun yanı sıra ayran, ev yapımı limonata, taze sıkılmış meyve suları ve uygun hastalarda maden suyu da sıvı ve mineral desteği sağlayabilir. Buna karşılık aşırı çay ve kahve tüketiminden kaçınılmalıdır."<br />
<br />
"Güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmayın"<br />
Güneş ışınlarının en etkili olduğu saatlerde dışarı çıkmanın gebeler açısından risk oluşturabileceğini belirten Dr. Yaşar Can, "Özellikle saat 11.00 ile 16.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalıdır. En az SPF 30 koruma faktörlü güneş kremi uygulanmalı ve gölgede kalmaya özen gösterilmelidir. Hamilelik döneminde görülebilen cilt lekelerinin önlenmesi açısından güneşten korunmak ayrıca önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Beslenme alışkanlıkları yaz aylarında daha da önem kazanıyor"<br />
Gebelikte ağır ve yağlı yiyeceklerin sıcak havalarda sindirim sistemini zorlayabileceğini belirten Dr. Can, beslenme konusunda şu önerilerde bulundu:<br />
"Anne adayları zeytinyağlı sebzeler, yoğurt, taze meyveler ve kaliteli protein kaynaklarından oluşan hafif öğünleri tercih etmelidir. Tuz tüketiminin azaltılması ödem oluşumunu önlemeye yardımcı olur. Karpuz, kavun ve salatalık gibi su oranı yüksek besinler hem sıvı ihtiyacının karşılanmasına hem de vitamin desteğine katkı sağlar."<br />
<br />
"Doğru kıyafet ve uygun egzersiz konforu artırıyor"<br />
Yaz aylarında açık renkli, bol ve pamuklu ya da keten kumaşlardan üretilmiş kıyafetlerin tercih edilmesini öneren Dr. Yaşar Can, düzenli egzersizin de gebelik sürecine olumlu katkı sağladığını belirtti. Can, "Yürüyüş gibi hafif egzersizler sabah erken veya akşam serinliğinde yapılmalıdır. Vücut ısısını aşırı yükselten ağır egzersizlerden kaçınılmalı, uygun gebelerde yüzme yaz aylarında yapılabilecek en güvenli ve faydalı aktivitelerden biri olarak değerlendirilebilir" dedi.<br />
<br />
"Yaz tatili planlanırken doktor görüşü alınmalı"<br />
Tatil planı yapan gebelerin öncelikle kadın hastalıkları ve doğum uzmanına danışması gerektiğini vurgulayan Dr. Can, uzun yolculuklarda dikkat edilmesi gereken noktaları da anlattı. Can şu uyarılarda bulundu:<br />
"Uzun araba yolculuklarında her 1-2 saatte bir mola verilerek kısa yürüyüşler yapılması kan dolaşımını destekler ve pıhtı oluşumu riskini azaltır. Uçak yolculuğu planlayan anne adaylarının ise gebelik haftasına göre havayolu şirketlerinin uygulamalarını önceden öğrenmeleri ve gerekli sağlık raporlarını hazırlamaları önemlidir."<br />
<br />
"Yaz mevsimini güvenli geçirmek mümkün"<br />
Anne adaylarının yaz aylarında vücutlarını dinlemeleri gerektiğini belirten Dr. Yaşar Can, sözlerini şöyle tamamladı:<br />
"Gebelik sürecinde alınacak basit ama etkili önlemler, yaz mevsiminin daha sağlıklı ve konforlu geçirilmesini sağlar. Yeterli sıvı tüketimi, dengeli beslenme, güneşten korunma, uygun egzersiz ve düzenli doktor kontrolleri hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını destekleyen en önemli uygulamalardır. Şiddetli baş dönmesi, baygınlık hissi, kasılma, bebeğin hareketlerinde belirgin azalma veya beklenmeyen herhangi bir şikâyet geliştiğinde ise vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Aw754455 01 (1)" class=" detail-photo img-fluid" height="351" src="https://koza24com.teimg.com/koza24-com/uploads/2026/07/aw754455-01-1.jpg" width="600" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.koza24.com/gebelere-yaz-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://koza24com.teimg.com/crop/1280x720/koza24-com/uploads/2026/07/indir-31-8.jpg" type="image/jpeg" length="62336"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Böbrek yetmezliği her yaşta görülebilir]]></title>
      <link>https://www.koza24.com/bobrek-yetmezligi-her-yasta-gorulebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.koza24.com/bobrek-yetmezligi-her-yasta-gorulebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nefroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Çelik, böbrek hastalıklarının toplumda giderek daha sık görüldüğünü belirterek, yüksek tansiyon ve diyabet başta olmak üzere birçok risk faktörünün böbrek sağlığını tehdit ettiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Erken teşhisin ve düzenli kontrollerin böbrek yetmezliğini önlemede en etkili yöntem olduğunu vurgulayan Medicana <strong>Bursa</strong> Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Çelik, sağlıklı hayat alışkanlıklarının böbrekleri korumada büyük rol oynadığını ifade etti. "Böbrekler yalnızca idrar üreten organlar değildir" diyen Dr. Hüseyin Çelik, "Böbreklerimiz vücudumuzdaki su ve tuz dengesini sağlar, kan basıncını düzenleyen hormonları kontrol eder, toksik maddeleri uzaklaştırır ve birçok hayati görevi yerine getirir. Bu nedenle böbrek sağlığındaki bozulma tüm vücudu etkileyebilir" dedi.<br />
"Yüksek tansiyon böbreğin hem nedeni hem de sonucu olabilir"<br />
Yüksek tansiyon ile böbrek hastalıkları arasında güçlü ve çift yönlü bir ilişki bulunduğunu belirten Dr. Çelik, şu değerlendirmede bulundu:<br />
"Kontrolsüz seyreden yüksek tansiyon yıllar içerisinde böbreklerdeki ince damar yapısını bozarak böbrek fonksiyonlarının azalmasına neden olabilir. Aynı şekilde böbrek hastalığı geliştiğinde de böbrekler vücuttaki su ve tuzu yeterince uzaklaştıramaz. Bunun sonucunda tansiyonu yükselten mekanizmalar daha fazla çalışır ve kan basıncı yükselir. Böylece böbrek hastalığı ile hipertansiyon birbirini besleyen bir kısır döngü oluşturur. Tansiyon yükseldikçe böbrek daha fazla zarar görür, böbrek fonksiyonları azaldıkça da tansiyon kontrolü zorlaşır."<br />
Özellikle diyabet hastalarının, 40 yaş üzerindeki bireylerin, ailesinde böbrek hastalığı bulunan kişilerin ve uzun süredir hipertansiyon tedavisi gören hastaların düzenli böbrek kontrollerini yaptırmaları gerektiğini vurgulayan Dr. Çelik, "Basit bir kan tahlili, idrar incelemesi ve tansiyon ölçümü ile kronik böbrek hastalığını erken dönemde tespit etmek mümkündür" ifadelerini kullandı.<br />
"Doğru beslenme tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır"<br />
Böbrek hastalıklarında beslenmenin ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu belirten Dr. Hüseyin Çelik, her hastaya aynı diyetin uygulanamayacağını söyledi. Çelik, "Böbrek hastalarının beslenmesi, hastalığın evresine, kan tahlillerine, kullandığı ilaçlara ve eşlik eden hastalıklara göre planlanmalıdır. Genel olarak aşırı tuz tüketiminden kaçınılması, hazır ve işlenmiş gıdaların sınırlandırılması, doktorun önerdiği ölçüde yeterli sıvı tüketilmesi ve ideal kilonun korunması büyük önem taşır. Bazı hastalarda protein, potasyum veya fosfor alımının sınırlandırılması gerekebilir. Bu nedenle internetten edinilen diyet listeleri yerine hekim ve diyetisyen önerileri doğrultusunda beslenmek en doğru yaklaşımdır" dedi.<br />
Dr. Çelik, doğru beslenmenin tansiyon kontrolüne katkı sağladığını, ödemi azalttığını, kemik sağlığını desteklediğini ve yaşam kalitesini artırdığını belirtti.<br />
"Böbrek hastalıkları her yaşta görülebilir"<br />
Toplumda böbrek hastalıklarının yalnızca ileri yaşlarda görüldüğüne dair yanlış bir inanış bulunduğunu söyleyen Dr. Hüseyin Çelik, her yaş grubunun farklı risklerle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Çelik şu açıklamalarda bulundu;<br />
"Çocukluk çağında doğumsal böbrek ve idrar yolu anomalileri, idrar yolu enfeksiyonları ve genetik böbrek hastalıkları ön plandayken; genç erişkinlerde glomerül hastalıkları, böbrek taşları ve genetik hastalıklar daha sık görülmektedir. Orta yaş döneminde diyabet ve hipertansiyon kronik böbrek hastalığının en önemli nedenleri arasında yer alırken, ileri yaşlarda yaşlanmaya bağlı böbrek fonksiyon kaybına ek olarak uzun yıllar süren diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve bazı ilaçlar böbrek hasarı riskini artırmaktadır."<br />
"Böbreklerinizi korumak sizin elinizde"<br />
Böbrek sağlığının korunması için yaşam tarzının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Hüseyin Çelik, sözlerini şöyle tamamladı;<br />
"Yüksek tansiyonun iyi kontrol edilmesi, kan şekerinin düzenli takip edilmesi, tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz yapılması, ideal kilonun korunması, sigaradan uzak durulması ve doktorun önerdiği ilaçların düzenli kullanılması hem kalbi hem de böbrekleri korur. Ayrıca gereksiz ilaç kullanımından kaçınılmalı ve düzenli sağlık kontrolleri ihmal edilmemelidir. Böbrek hastalıkları yaş seçmez. Erken teşhis ve doğru takip sayesinde böbrek fonksiyonlarını uzun yıllar korumak mümkündür."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.koza24.com/bobrek-yetmezligi-her-yasta-gorulebilir</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 10:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://koza24com.teimg.com/crop/1280x720/koza24-com/uploads/2026/07/indir-3-10.jpg" type="image/jpeg" length="57076"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zorlu gebelik süreci mutlu sonla bitti]]></title>
      <link>https://www.koza24.com/zorlu-gebelik-sureci-mutlu-sonla-bitti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.koza24.com/zorlu-gebelik-sureci-mutlu-sonla-bitti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gebeliğinin 24’üncü haftasında yapılan değerlendirmelerde servikal yetmezliği tanısıyla rahim ağzı uzunluğunun 7 milimetreye kadar kısaldığı belirlenen anne adayı, Hayat Hastanesi’nin uzman ve deneyimli sağlık ekibi tarafından hastaya özel planlanan 91 günlük medikal tedavi ve multidisipliner bakım süreci sonucunda erken doğum riskini atlatarak bebeğini dünyaya getirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Uzm. Dr. Merve Işık, servikal yetmezliğin çoğu zaman belirgin bir ağrı ya da bulgu olmadan ilerleyebildiğine dikkat çekerek, “Servikal yetmezlik, genellikle gebeliğin 14’üncü haftasından sonra rahim ağzının ağrısız şekilde kısalması ve açılması sonucu erken doğum riskinin ortaya çıkmasıdır. İlk gebeliklerde hiçbir belirti vermeden ilerleyebileceği gibi kasık ağrısı veya lekelenme gibi gebelikte sık görülebilen şikayetlerle de kendini gösterebilir. Bu nedenle rahim ağzı uzunluğunun değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır” dedi.</p>

<p><a href="https://sosyaltvcomtr.teimg.com/sosyaltv-com-tr/uploads/2026/07/foto-2.jpeg" rel="nofollow" title="Foto 2"><img alt="Foto 2" height="375" src="https://sosyaltvcomtr.teimg.com/sosyaltv-com-tr/uploads/2026/07/foto-2.jpeg" width="500" /></a></p>

<p>Tanıda vajinal ultrasonografinin önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Işık, tedavinin her anne adayına özel planlandığını söylerken, “Vajinal ultrasonografi ile rahim ağzının uzunluğunu ölçebiliyor ve herhangi bir açıklık bulunup bulunmadığını değerlendirebiliyoruz. Uygun hastalarda rahim ağzına dikiş uygulanabileceği gibi ilaç tedavileri de tercih edilebiliyor. Ayşenur Genceroğlu’nun gebeliğinde dikiş uygulamadan medikal tedavi ve sıkı takip yolunu izledik. Gebeliğin 24’üncü haftasında 7 milimetrelik rahim ağzı uzunluğuyla başlayan bu hassas süreç, 37’nci haftada sağlıklı bir kız bebeğin dünyaya gelmesiyle mutlulukla sonuçlandı” şeklinde konuştu.</p>

<p><a href="https://sosyaltvcomtr.teimg.com/sosyaltv-com-tr/uploads/2026/07/foto-12.jpeg" rel="nofollow" title="Foto-12"><img alt="Foto-12" height="333" src="https://sosyaltvcomtr.teimg.com/sosyaltv-com-tr/uploads/2026/07/foto-12.jpeg" width="500" /></a></p>

<p><strong>“Doktorunuza güvenin, muayeneden korkmayın”</strong></p>

<p>Yaşadığı süreci anlatan Ayşenur Genceroğlu ise doktorunun önerisiyle yapılan vajinal muayene sonucunda erken doğum riski taşıdığının fark edildiğini belirterek şunları söyledi:</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Gerekli müdahalelerin zamanında yapılması sayesinde bugün sağlıklı bir evlada sahibim. Benzer bir süreç yaşayan anne adaylarına mümkün olduğunca stresten uzak durmalarını, vajinal muayeneden korkmamalarını ve doktorlarına güvenmelerini öneriyorum. Başta Uzm. Dr. Merve Işık olmak üzere ebelerimize, hemşirelerimize ve tüm Hayat Hastanesi çalışanlarına teşekkür ediyorum. 91 gün boyunca güler yüzlü, ilgili ve temiz bir ortamda kendimizi güvende hissettik. Sıkı takip, doğru hekim ve güçlü bir sağlık ekibiyle bu zorlu süreci başarıyla atlattık.”</p>

<p></p>

<p>Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Uzm. Dr. Merve Işık, anne adaylarına rutin gebelik kontrollerini ihmal etmemeleri çağrısında bulunarak, “Vajinal muayene gerekli koşullarda anne ve bebeğin sağlığı açısından kritik bilgiler sağlayabilir. Erken tanı ve doğru tedavi, gebeliğin sağlıklı şekilde sürdürülebilmesi için hayati önem taşır” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.koza24.com/zorlu-gebelik-sureci-mutlu-sonla-bitti</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://koza24com.teimg.com/crop/1280x720/koza24-com/uploads/2026/07/i-m-g-1597.webp" type="image/jpeg" length="47670"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Havuz ve deniz keyfiniz kabusa dönüşmesin]]></title>
      <link>https://www.koza24.com/havuz-ve-deniz-keyfiniz-kabusa-donusmesin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.koza24.com/havuz-ve-deniz-keyfiniz-kabusa-donusmesin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ortak kullanılan havuzlarda insan sağlığını korumak için birçok detaya dikkat edilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, yazın sık görülen kulak ve burun boğaz hastalıklarına dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcaklar etkisini sürdürürken havuzların da vatandaşların serinleme alternatifleri arasında yer aldığını belirten Medicana <strong>Bursa</strong> Hastanesi Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Hüsamettin Olgun, hastaların özellikle şiddetli kulak ağrısı, kulakta şişlik ve akıntı, kulak çınlaması, işitme kaybı, baş dönmesi gibi şikâyetlerle doktora müracaat ettiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz aylarında havuz ve denizlerden bulaşan mikropların kulak-burun hastalıklarında artışa sebep olduğunu ifade eden Olgun, "Özellikle kulak zarında delik olan hastaların bu duruma daha dikkat etmesi gerekir. Mikroplu su, kulak zarında delik olan hastalarda direkt olarak orta kulağa, iç kulağa, kulak sinirine ve beyne ulaşabilir. Bu durum, kalıcı sağırlıkla sonuçlanabilir' dedi.</p>

<p>Op. Dr. Hüsamettin Olgun, yazın kulak burun boğaz doktorlarına en çok gelen şikâyetlerin deniz ve havuz kaynaklı dış kulak yolu iltihapları olduğunu belirterek, "Dış kulak yolunda biriken bakteriler ve mantarlar, kulakta şiddetli ağrılara, akıntılara ve kulak kepçesinde hassasiyetlere sebep oluyor. Hastalar, şiddetli kulak ağrısı, kulakta şişlik ve akıntı, kulak çınlaması, işitme kaybı ve baş dönmesi gibi şikâyetlerle bizlere müracaat etmektedir. İltihaplı durumun ilerlemesi halinde kulak zarını delerek orta ve iç kulağa, hatta beyne ulaşıp, menenjit ve ansefalite yol açabilir. Özellikle daha önceden kulak zarında delik olan hastalar için bu durum daha da önemlidir" diye konuştu.</p>

<p>Yaz döneminde orta kulak basınç travması, alerjik rinit, sinüzitler ve hijyenik olmayan gıda tüketimine bağlı boğaz ve yemek borusu, mide ve bağırsak enfeksiyonlarının da arttığını belirten Olgun, "Temiz olduğundan emin olmadığımız yerlerde havuz ve denize girmemeliyiz. Klorla dezenfekte edilen havuzu kullanmamalıyız. Hijyenik olmayan gıdaları tüketmemeliyiz. Aşırı güneşte fazla kalmamalıyız. Dengeli beslenmeli ve bol sıvı tüketmeliyiz. Spor yapmalı ve uykumuza dikkat etmeliyiz. Kulaklarımızı gelişigüzel cisimlerle karıştırmamalıyız. Dış kulak yolu orta kulak iltihabı oluştuğunda acilen bir kulak burun ve boğaz hastalıkları uzmanına başvurulmalı" diye uyardı.</p>

<p><img alt="Screenshot 17 (6)-1" class="detail-photo img-fluid" height="505" src="https://koza24com.teimg.com/koza24-com/uploads/2026/06/screenshot-17-6-1.png" width="629" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.koza24.com/havuz-ve-deniz-keyfiniz-kabusa-donusmesin-1</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://koza24com.teimg.com/crop/1280x720/koza24-com/uploads/2026/06/screenshot-18-6-1.png" type="image/jpeg" length="74541"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşırı terlemenin tedavisi nedir?]]></title>
      <link>https://www.koza24.com/asiri-terlemenin-tedavisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.koza24.com/asiri-terlemenin-tedavisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terleme, vücudun ısı dengesini kurmayı sağlayan normal bir fonksiyon olduğunu belirten Doç. Dr. Muharrem Erol, aşırı terleme konusunda 1 santimlik kesi 30 dakikalık operasyonla ile yüzde 95'lere varan çözümü olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Terleme, insan vücudunda gelişen bazı toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olduğunu, egzersiz, heyecan ve stres gibi durumlarda terleme miktarında artma görülebildiği gibi sıcak havalarda vücut ısı artışını düzenlemek için de terlemede artış görüldüğünü belirten Medicana <strong>Bursa</strong> Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Muharrem Erol, "İnsan vücudunun fizyolojik bir fonksiyonu olan terleme, bazı kişilerde ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Hiperhidrozis adı verilen hastalıkta, herhangi bir aktivite olmaksızın, hava sıcaklığından bağımsız olarak vücudun özellikle el, koltuk altı, ayaklar gibi belli bölgelerinde aşırı miktarda terleme görülür. Akciğer kanseri, göğüs duvarı hastalıkları gibi birçok ameliyatın yanında aşırı terleme konusunda da Hyperhidrozis ameliyatlarını da sıkça yapıyoruz" dedi.</p>

<p>Özellikle aşırı terlemenin sosyal olarak insanları çok fazla etkilemekte olduğunu belirten Doç. Dr. Muharrem Erol, "Özellikle sosyo-ekonomik olarak toplum içerisinde çalışan insanlar, elleri aşırı derecede terledikleri için kapı kolu açmakta, kağıt tutmakta veya bir klavyede çalışmakta zorluk çekmektedir. Hatta toplum içerisinde tokalaşmaktan, el sıkışmaktan bile çekinmektedirler. Aslında bu konunun yüzde 95'lere varan kesin bir cerrahi tedavisi vardır" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aşırı terleme için medikal ve cerrahi ve cerrahi dışı denilebilecek tedavilerin mevcut olduğunu belirten Muharrem Erol, "ETS Yöntemiyle koltuk altından 1 santimetrelik estetik bir kesiyle yapılan ameliyat yaklaşık 30 dakika sürmektedir. İşlemden hemen sonra koltuk altı veya el terlemesi kesiliyor, hasta aynı gün taburcu ediliyor. Ameliyatı takip eden birkaç gün içinde de günlük yaşantıya geri dönmek mümkün olabiliyor. Genellikle 18 yaş üstünü tercih ediyoruz. Çünkü 18 yaş altında gençlik dönemi olduğu için bazı stres faktörlerinin geçmesini bekliyoruz" şeklinde konuştu.</p>

<p><img alt="Screenshot 3-1296" class="detail-photo img-fluid" height="840" src="https://koza24com.teimg.com/koza24-com/uploads/2026/06/screenshot-3-1296.jpg" width="608" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.koza24.com/asiri-terlemenin-tedavisi-nedir</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 09:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://koza24com.teimg.com/crop/1280x720/koza24-com/uploads/2026/06/screenshot-4-1047.jpg" type="image/jpeg" length="42012"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kemik erimesi olanlar dikkat!]]></title>
      <link>https://www.koza24.com/kemik-erimesi-olanlar-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.koza24.com/kemik-erimesi-olanlar-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan ömrü uzadıkça, sağlıklı yaş almanın ve hayat kalitesini korumanın önemi her geçen gün daha da artıyor. Ancak yaşın ilerlemesiyle birlikte vücudumuzda kaçınılmaz biyolojik değişimler meydana geliyor. Bu değişimlerin en sessiz ve derinden ilerleyeni ise kemiklerin zamanla yoğunluğunu ve gücünü kaybetmesidir. Halk arasında "kemik erimesi" olarak bilinen osteoporoz, genellikle hiçbir belirti göstermeden ilerleyen ve ilk kırık oluşana kadar fark edilmeyen sinsi bir sağlık sorunudur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana <strong>Bursa</strong> Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Uğurcan Süner, yaşlanan nüfusla birlikte artış gösteren osteoporoz ve buna bağlı kemik kırıklarına karşı hayati uyarılarda bulundu. Kemik erimesinin, kemiğin iç mimarisini zayıflatarak en küçük travmalarda bile kırılma riski oluşturduğunu belirten Süner, özellikle ileri yaş grubundaki kalça kırıklarının ciddiyetine dikkat çekerek, "Osteoporoz nedeniyle zayıflayan kemikler, basit bir ev içi düşmede ya da hafif bir çarpmada bile kırılabilir. İleri yaş grubunda karşılaştığımız kalça kırıkları, tıbbi bir problem olmanın ötesinde, hastanın yaşam kalitesini doğrudan tehdit eden dinamik bir krizdir. Bu kırıklar; ani hareket kısıtlılığına, uzun süreli yatağa bağımlılığa ve dolayısıyla bireyin bağımsızlığını kaybetmesine yol açar. Bilimsel veriler ve klinik tecrübelerimiz gösteriyor ki, kalça kırıkları yaşlı bireylerde genel sağlık durumunu bozarak yaşam süresini dahi kısaltabilen ciddi sonuçlar doğurmaktadır" dedi.</p>

<p><br />
Kemik sağlığı dendiğinde akla ilk gelen unsur kalsiyum olsa da, kalsiyumun vücut tarafından kullanılabilmesi için D vitamininin şart olduğunu vurgulayan Süner, şunları aktardı:<br />
"D vitamini, kalsiyumun bağırsaklardan emilmesini sağlayarak kemik matrisini güçlendirir. Ancak işlevi bununla sınırlı değildir. D vitamini aynı zamanda kas gücünü ve nöromusküler dengeyi destekler. Klinik gözlemlerimizde, kırık şikayetiyle hastaneye başvuran ileri yaş tablosundaki hastaların çok büyük bir kısmında ciddi oranda D vitamini eksikliği tespit ediyoruz. D vitamini yetersiz olduğunda sadece kemikler zayıflamaz; kaslar güç kaybeder, denge bozulur ve refleksler yavaşlar. Bu durum da düşme sıklığını artırarak kırık riskini ikiye katlar."</p>

<p><br />
Toplumda sadece kalsiyum veya D vitamini takviyesi alarak kemik erimesinin önüne geçilebileceğine dair yanlış bir algı olduğunu belirten Op. Dr. Uğurcan Süner, korumanın çok yönlü olması gerektiğinin altını çizdi. Süner, "Tek başına vitamin ve mineral takviyeleri, kırıkları önlemede her zaman bir sonuç vermez. Kemik canlı bir dokudur ve uyarılmaya ihtiyaç duyar. Dolayısıyla bütüncül bir yaklaşım şarttır. Dengeli ve protein odaklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kontrollü güneş ışığı kullanımı ve eğer osteoporoz tanısı konmuşsa doktor kontrolünde yürütülen düzenli ilaç tedavisi bir bütün olarak uygulanmalıdır" dedi.</p>

<p><br />
Ortopedi ve travmatoloji kliniklerinde sıkça karşılaşılan en büyük eksikliklerden birinin, kırık sonrası kemik kalitesinin takipsiz bırakılması olduğunu söyleyen Op. Dr. Uğurcan Süner, "Maalesef kalça veya omurga kırığı gelişen hastalar, cerrahi olarak tedavi edildikten sonra işin 'kemik erimesi' boyutu genellikle ihmal ediliyor. Oysa bir kez osteoporoza bağlı kırık yaşayan bir hastanın, ikinci bir kırık geçirme riski katlanarak artar. Kırık tedavisinin hemen ardından hastaların kemik yoğunluğu ölçülmeli, D vitamini ve kalsiyum seviyeleri rehberler eşliğinde optimize edilmeli ve mutlaka kişiye özel bir anti-osteoporotik tedavi planlanmalıdır" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Süner, yaş alma sürecinde kemik sağlığını korumak ve bağımsız bir yaşam sürmek için şu basit ama etkili önlemleri şöyle sıraladı:<br />
"Harekete Geçin: Kemik yoğunluğunu artırmak ve korumak için düzenli yürüyüşler ve vücut ağırlığıyla yapılan hafif egzersizleri yaşam tarzı haline getirin. Doğru Beslenin: Süt ve süt ürünleri, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kaliteli protein kaynaklarını sofranızdan eksik etmeyin. Güneşten Güvenli Şekilde Yararlanın: Cildin D vitamini sentezleyebilmesi için gün içinde koruyucu kullanmadan, kısa süreli (15-20 dakika) güneş ışığı alın. Ev İçindeki Düşme Risklerini Sıfırlayın: Evdeki kaygan halıları ve kilimleri kaldırın, yaşam alanlarında kesintisiz ve güçlü bir aydınlatma sağlayın, banyo ve tuvaletlere tutunma barları yerleştirin. Kontrollerinizi Aksatmayın: Özellikle 65 yaş üstü tüm bireyler, menopoz sonrasındaki kadınlar ve daha önce hafif bir travmayla kırık geçmişi olanlar mutlaka bir uzmana başvurarak kemik sağlığı taramalarını yaptırmalıdır."</p>

<p><br />
Op. Dr. Uğurcan Süner, erken dönemde alınacak küçük önlemlerin, ileri yaşta hareket özgürlüğünü ve hayatı kurtaracağını belirterek sözlerini tamamladı.</p>

<p><img alt="Screenshot 6-710" class="detail-photo img-fluid" height="320" src="https://koza24com.teimg.com/koza24-com/uploads/2026/06/screenshot-6-710.jpg" width="600" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.koza24.com/kemik-erimesi-olanlar-dikkat</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://koza24com.teimg.com/crop/1280x720/koza24-com/uploads/2026/06/screenshot-7-580.jpg" type="image/jpeg" length="21373"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
