Telefon ekranında iki mavi tik belirdi; yanıt gelmedi.

Beş dakika sonra zihniniz çoktan bir sonuca varmıştı: “Kesin bir şeye kırıldı.” Henüz yaşanmamış bir konuşmayı kafanızda kurdunuz, vereceğiniz yanıtları düşündünüz, kendinizi savunmaya hazırlandınız. Karşınızdaki kişi henüz hiçbir şey söylememişti ama siz çoktan yorulmuştunuz.

Bazen bilmediğimiz şeyleri kendi yorumlarımızla açıklamaya çalışırız. Psikolojide zihin okuma adı verilen bilişsel çarpıtmada, yeterli kanıtımız olmadan karşımızdakinin ne düşündüğünü bildiğimizi varsayarız. “Meşgul olabilir.” ihtimali yerine “Bana kırıldı.” sonucuna varır, bir tahmini gerçekmiş gibi kabul ederiz.

Üstelik aynı ihtimali tekrar tekrar düşünmek, bizi olası bir soruna hazırlıyormuşuz hissi yaratabilir. Oysa yeni bir bilgi edinmeden zihnimizde konuşmaları prova etmek, sorunu çözmez; kaygıyı besler. Henüz gerçekleşmemiş bir olayın yükünü, daha yaşanmadan taşımaya başlarız.

Böyle anlarda kendimize şu soruyu sorabiliriz: “Elimde hangi gerçekler var, hangileri benim yorumum?”

Bu sorunun amacı olumsuz ihtimalleri yok saymak değil, varsayımlarla gerçekleri birbirinden ayırmaktır. Ortada bir sorun varsa konuşabilir, çözüm arayabiliriz. Ancak her sessizliğin ardında bir kırgınlık, her geciken yanıtın ardında bir sorun olmak zorunda değildir.

Bazen bizi yoran, yaşadıklarımız değil; henüz gerçekleşmemiş olaylar için şimdiden tükettiğimiz enerjidir.