Her seferinde aynı görüntüler, aynı sorular ve ardından yeni açıklamalar… Ve bütün bunların içinde gözden kaçırmamamız gereken bir gerçek var: Bunu yapan da bir çocuk.

Son yaşanan saldırıda bir çocuk hayatını kaybetti. Bir aile evladını kaybetti; yaralanan ve saldırıya tanık olan çocuklar oldu. Belki de okulun kapısından içeri girerken artık eskisi gibi hissetmeyecek çocuklar var.

Artık yalnızca olayı değil, olayın arkasındaki bütünü de konuşmamız gerekiyor.

Bir çocuk tek bir ortamın içinde büyümüyor. Aile ilişkileri, ekonomik ve sosyal koşullar, arkadaşlıkları, okulda gördüğü tutum, maruz kaldığı içerikler ve kendisini ne kadar ait hissettiği bu bütünün parçaları. Bunları konuşmak, yaşanan şiddeti mazur görmek değil.

Tek bir nedene bakarak böyle karmaşık bir davranışı açıklamak mümkün değil.

Belki tam da bu yüzden Doğan Cüceloğlu’nun “Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar.” sözü üzerine yeniden düşünmeliyiz.

Çünkü çocuk yetiştirmek yalnızca başarılı, uslu ya da kurallara uyan bir çocuk yetiştirmek değil; başkasının canını acıttığında bunu fark edebilen, farklı olana tahammül edebilen ve öfkesini zarar vermeden ifade edebilen bir insan yetiştirmek de bunun parçası.

Bu tabloda bütün sorumluluğu anne babaya bırakmak da eksik kalır.

Çocuk günün önemli bir bölümünü okulda geçiriyor. Okulda nasıl karşılandığı, arkadaşlıkları ve kendisini oraya ne kadar ait hissettiği de göz ardı edilmemeli.

Güvenlik önlemleri elbette gerekli. Ancak yalnızca görünen tehdide müdahale etmek, şiddetin altında yatan nedenleri ortadan kaldırmıyor. Ağrıyı dindirmekle asıl nedeni tedavi etmek arasındaki fark gibi.

Bütün bunları konuşmak, çocuğunu kaybeden bir ailenin acısını hafifletmez. Hangi açıklama bir anne babaya evladını geri verebilir? Hiçbiri.

Hayatını kaybeden çocukların ailelerine sabır diliyorum.

Ama yapmamız gerekenler tam da bundan sonra başlıyor: Bir sonraki olayı “ya yine olursa” korkusuyla beklemek yerine, çocukların yalnızca ne yaptığını değil, o noktaya gelene kadar neler yaşadığını da konuşmak.