Toplu taşımada başınızı kaldırıp etrafınıza bakın: Telefonun mavi ışığına gömülmüş iki lise öğrencisi, ekranda izledikleri bir videonun ardından aniden birbirine dönüp aynı alaycı şakayı, aynı küçümseyici hareketi taklit ediyor. Ekrandaki birkaç saniyelik bir görüntü, hemen orada, sokağın gerçeğine dönüşüyor.
Tam da bu tablonun ortasında, 1 Kasım itibarıyla önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. Sosyal ağ sağlayıcılarının 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunması yasaklandı. Mevcut hesaplar için 31 Mart 2027’ye kadar e-Devlet üzerinden yaş doğrulaması istenirken, 15–17 yaş grubu için de ek güvenlik önlemleri getirildi. Dijital dünyaya karşı atılmış, gecikmiş ama önemli bir emniyet kilidi bu.
Fakat mesele sadece bir yasaktan ibaret değil. Çocuklar çevrelerindeki davranışları ve bu davranışların nasıl karşılandığını görerek öğrenir. Bir videoda arkadaşını küçük düşürerek güldüren birinin yüz binlerce beğeni aldığını, yorumlarda kahkahalarla alkışlandığını gören çocuk, karşısındakinin ne hissedeceğini pek düşünmeden benzerini denemek isteyebiliyor. Ekrandaki birkaç saniyelik bir hareket, ertesi gün okulda gerçek bir arkadaşlık ilişkisine taşınıyor. Arkadaşları tarafından kabul görme arayışındaki gençler, beğeni sayılarına ve kusursuz görünen hayatlara bakarak kendilerini kıyaslamaya başlıyor.
Bu yüzden 15 yaş sınırını, çocukların bu risklerle erkenden karşılaşmasını önleyecek olumlu bir adım olarak görüyorum. Ancak tek başına yeterli değil; sosyal medya platformlarının da çocuklara gerçekten güvenli bir ortam sunma sorumluluğunu üstlenmesi gerekiyor. Yasaklar ekranı kapatabilir; fakat o ekran karardığında çocuklarımızın gerçek hayatta kimleri örnek alacağı ve karşısında ne bulacağı, en az bu yasal adımlar kadar belirleyici.