Bazı görüntüler vardır ki sadece bir fotoğraf değildir.
Bazı görüntüler vardır ki yılların ihmalini, duyarsızlığını ve vurdumduymazlığını tek karede anlatır.
Son günlerde Orhangazi Şehit Erhan Öztürk Parkı içerisinde bulunan, halk arasında Alis Yürüyüş Yolu olarak bilinen bölgede yer alan İstiklal Şehitliği'nde çekilen görüntüler de tam olarak böyledir.
Fotoğraflarda çocuklar şehitlik anıtının üzerine çıkmış durumda.
Birileri çıkıp çocukları suçlayabilir.
Birileri aileleri eleştirebilir.
Birileri dönüp toplumun değerlerinden uzaklaştığını söyleyebilir.

Ben aynı fikirde değilim.
Çünkü burada asıl sorun çocuklar değildir.
Asıl sorun yıllardır görevini yerine getirmeyen kurumlar ve yöneticilerdir.
Çünkü o çocukların büyük bölümü oranın ne olduğunu bilmiyor.
Çünkü oradan geçen insanların önemli bir bölümü oranın altında 18 İstiklal Harbi şehidinin yattığını bilmiyor.

Çünkü ilk kez bölgeye gelen bir vatandaşın oranın sıradan bir anıt mı yoksa bir şehitlik mi olduğunu anlaması neredeyse mümkün değil.
İşte bütün mesele budur.
Bugün ortaya çıkan fotoğraf çocukların değil, yıllardır devam eden yönetim zafiyetinin fotoğrafıdır.
İstiklal Şehitliği herhangi bir anıt değildir.
Herhangi bir park dekoru değildir.
Herhangi bir peyzaj unsuru değildir.
Burası Orhangazi'nin kurtuluş destanının en önemli hafıza noktalarından biridir.
Yunan işgali sırasında Orhangazi'de tutuklanan ve aralarında gençlerin de bulunduğu vatandaşlarımız, 19 Mart 1921 gecesi Süpürgelik mevkiindeki Kireç Ocakları yakınlarına götürüldü. Emekli Müftü Orhan Ersoy'un araştırmalarına göre sayıları 18 olan bu insanlar, elleri bağlı şekilde gece yarısı süngülerle ve kurşunlarla şehit edildi. İşgal kuvvetleri bununla da yetinmedi. Ertesi gün şehitlerin cansız bedenleri elleri bağlı halde Orhangazi çarşısının içinden geçirilerek halka gözdağı verilmek istendi. Amaç Orhangazi halkını korkutmak, milli mücadele ruhunu kırmak ve Türk milletinin bağımsızlık iradesini teslim almaktı.
Ancak başaramadılar.
Çünkü şehit edilen o insanlar yalnızca birer kurban olmadı.
Onlar Orhangazi'nin kurtuluş mücadelesinin sembolü haline geldi.
Bugün anıtın altında yatanlar; Koca Alilerin Ali'si, Çakallı Osman'ın Ahmet'i, Ali Efe'nin Mehmet'i, Ömer'in Hasan'ı, İncebacak Halil'i, Berber Ali'si, Mustafa Kanyalı'sı ve daha niceleriyle birlikte Orhangazi'nin bağımsızlığı uğruna can veren kahramanlardır. Çakırlı Köyü'nden Bacallı Ali, Topal Esat, Osman Dayıların İbrahim'i, Alaaddin'in Ali'si ve Kalyoncu Fahrettin de aynı mukaddes hatıranın bir parçasıdır.
Bugün üzerinde çocukların gezdiği bu alan aslında Orhangazi'nin özgürlük bedelinin ödendiği yerdir.
Bugün birçok kişi mevcut anıtı görüyor ancak nasıl ortaya çıktığını bilmiyor.
Oysa bu anıt da başlı başına bir vefa hikâyesidir.
Şehitlerimizin ilk mezarı Kireç Ocakları yakınlarında bulunuyordu. Daha sonra naaşlar bugünkü alana taşındı. 1980'li yıllarda dönemin Orhangazi Kalkındırma ve Güzelleştirme Derneği'nin öncülüğünde vatandaşlardan yardım toplanarak şehitlik yeniden düzenlendi. Heykeltıraş Nejat Tuğcu tarafından hazırlanan anıt 10 Eylül 1985 tarihinde törenle açıldı.
Anıtın kuzey cephesinde Türk bayrağının önünde çocuğunu kucağına almış bir anne figürü yer alırken, güney cephesinde yaralı silah arkadaşını taşıyan bir Mehmetçik tasviri bulunmaktadır. Alt bölümde ise Kurtuluş Savaşı'nın sembollerinden biri olan tarihi koşulu top yıllarca yer aldı. Bu eser yalnızca bronzdan yapılmış bir heykel değil, Orhangazi'nin işgale karşı verdiği mücadelenin sanata dönüşmüş halidir.
İşte tam da bu nedenle bugün yaşanan görüntüler sadece bir disiplin sorunu değildir.
Çünkü üzerine çıkılan şey sadece bir anıt değildir.
Üzerine çıkılan şey 19 Mart 1921 gecesi Kireç Ocakları'nda şehit edilen 18 Orhangazilinin hatırasıdır.
Üzerine çıkılan şey Orhangazi'nin kurtuluş destanıdır.
Üzerine çıkılan şey bu topraklarda özgür yaşayabilmemiz için ödenen bedelin sembolüdür.

Bugün yayınlanan fotoğraflar ilk değildir.
Bunu Orhangazi'de yaşayan herkes biliyor.
Yıllardır benzer görüntüler yaşanıyor.
Zaman zaman vatandaşlar anıtın üzerine oturuyor.
Çocuklar üzerinde oynuyor.
Akşam saatlerinde çevresinde uygunsuz davranışların yaşandığı yönünde şikâyetler geliyor.
Vatandaşlar rahatsız oluyor.
Fotoğraflar çekiliyor.
Yetkililere gönderiliyor.
Şikâyetler yapılıyor.
Ancak sonuç değişmiyor.
İşte asıl sorgulanması gereken nokta budur.
Yıllardır aynı sorun yaşanıyorsa neden çözüm üretilmiyor?
Yıllardır aynı görüntüler ortaya çıkıyorsa neden önlem alınmıyor?
Yıllardır yapılan bütün uyarılara rağmen neden kalıcı bir çalışma yapılmıyor?
Bu soruların cevabını artık Orhangazi kamuoyu hak ediyor.
Bu konuda en büyük sorumluluk makam olarak Orhangazi Kaymakamlığı'na aittir.
Çünkü şehitlikler herhangi bir park alanı değildir.
Şehitlikler devletin koruması altındaki kutsal emanetlerdir.
Bir ilçedeki şehitliğin korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması devlet adına ilçenin en büyük mülki amirinin sorumluluğundadır.
O nedenle bugün açık açık soruyorum.
Bu şehitlik için bugüne kadar hangi çalışma yapıldı?
Hangi koruma projesi hazırlandı?
Hangi kurumlarla ortak çalışma gerçekleştirildi?
Yıllardır yapılan başvurular neden sonuçsuz kaldı?
Defalarca iletilen görüntüler neden dikkate alınmadı?
Şehitler Haftası geldiğinde yapılan konuşmalar elbette değerlidir.
Ancak asıl önemli olan o konuşmalarda anlatılan değerlere sahip çıkabilmektir.

Bu mesele yalnızca Kaymakamlığın meselesi değildir.
Orhangazi Belediyesi'nin de sorumluluğu vardır.
Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin de sorumluluğu vardır.
Çünkü yıllardır ne kapsamlı bir çevre düzenlemesi yapılmıştır ne alanı koruyacak fiziki önlemler alınmıştır ne de şehitliğin kimliğini güçlü şekilde ortaya koyacak çalışmalar gerçekleştirilmiştir.
Bugün o bölgeden geçen bir vatandaşın dikkatini çekecek bilgilendirme sistemi yoktur.
Şehitlerin hikâyesini anlatan kapsamlı bir düzenleme yoktur.
İsimlerini görünür hale getiren güçlü bir çalışma yoktur.
Şehitlik olduğunu ilk bakışta hissettiren bir konsept yoktur.
O halde insanların burayı sıradan bir anıt sanmasına şaşırmamak gerekir.
Buradan açık çağrılarımdan biri de Orhangazi Şehit Aileleri Derneği'nedir.
Çünkü mesele yalnızca bir anıt değildir.
Mesele vefadır.
Mesele tarihî sorumluluktur.
Altında 18 İstiklal Harbi şehidinin yattığı bir alanda yaşanan bu görüntülere karşı çok daha güçlü bir kamuoyu oluşturulmalıdır.
Bu mesele birkaç gün konuşulup unutulacak bir konu değildir.
Bugün şehitliğin üzerine çıkan çocukları suçlamak en kolay yoldur.
Asıl soru şudur.
Bu çocuklara kendi ilçelerinin tarihi ne kadar anlatıldı?
Kaç öğrenci İstiklal Şehitliği'ni ziyaret etti?
Kaç okul burada tarih etkinliği düzenledi?
Kaç öğretmen öğrencilerine burada yatan 18 şehidin hikâyesini anlattı?
Tarih sadece kitaplarda öğretilmez.
Tarih yaşanılan şehirde öğretilir.
Kendi ilçesindeki şehidi tanımayan bir nesilden tarih bilinci beklemek mümkün değildir.
Bu mesele benim bugün fark ettiğim bir konu değil.
Yıllardır tarih konferanslarında anlattığım bir konudur.
Yıllardır köşe yazılarımda dile getirdiğim bir konudur.
Yıllardır ilgili kurumlara hatırlattığım bir konudur.
Defalarca söyledim.
Defalarca anlattım.
Defalarca uyardım.
Orhangazi'nin en önemli tarihî ve manevi miraslarından biri olan bu şehitliğin korunması gerektiğini her fırsatta dile getirdim.
Çünkü burada yatan 18 şehit sadece geçmişin kahramanları değildir.
Onlar bugün Orhangazi'nin varlığının temel taşlarıdır.
Ancak bütün uyarılara rağmen ciddi bir adım atılmadı.
Bugün ortaya çıkan görüntüler aslında yıllardır yapılan uyarıların haklı çıktığını göstermektedir.
Orhangazi kamuoyu artık açıklama duymak istemiyor.
Artık hamasi konuşmalar duymak istemiyor.
Artık protokol cümleleri duymak istemiyor.
Vatandaş sonuç görmek istiyor.
Şehitliğin çevresi yeniden düzenlenmelidir.
Koruyucu önlemler alınmalıdır.
Bilgilendirme sistemleri tamamen yenilenmelidir.
Şehitlerin isimlerinin, hikâyelerinin ve 19 Mart 1921 gecesi yaşanan katliamın anlatıldığı kalıcı bir anı alanı oluşturulmalıdır.
İlçedeki bütün öğrencilerin ziyaret edeceği bir tarih rotasına dönüştürülmelidir.
Çünkü orası bir park değildir.
Orası sıradan bir gezi alanı değildir.
Orası altında 18 İstiklal Harbi şehidinin yattığı kutsal bir emanettir.
Ve hiçbir emanet, hiçbir şehitlik, hiçbir kahraman mezarı bu kadar sahipsiz bırakılmayı hak etmemektedir.
Bugün fotoğrafta gördüğümüz şey çocukların anıtın üzerine çıkması değildir.
Bugün fotoğrafta gördüğümüz şey yıllardır çözüm üretmeyen anlayışın ortaya çıkardığı tablodur.
Ve artık Orhangazi adına soruyorum:
Daha ne olması bekleniyor?
Bu şehitlik tamamen unutulduktan sonra mı harekete geçilecektir?
Yoksa birileri artık sorumluluk alıp, 19 Mart 1921 gecesi şehit edilen 18 Orhangazilinin emanetine sahip çıkacak mıdır?
Belki de artık sorulması gereken soru şudur; 19 Mart 1921'de işgal kuvvetlerinin kurşunlarına teslim olmayan bu insanların hatırası, 2026 yılında kimin ihmali ve kimin sessizliği yüzünden bu hale gelmiştir? Çünkü ortada sadece bir şehitlik meselesi yoktur. Ortada devlet ciddiyeti, tarih şuuru ve vefa duygusunun sınandığı bir tablo vardır. Bir zamanlar elleri bağlı halde ölüme yürüyen 18 Orhangazili, bugün ikinci kez unutulmaya terk edilmektedir. Acı olan da budur. Yunan işgal kuvvetlerinin yok edemediği hatıraları, yılların ilgisizliği ve sorumsuzluğu gölgelemektedir. Bundan sonra hiç kimse çıkıp hamaset yapmasın, kürsülerden şehitlik edebiyatı yapmasın, milli günlerde en ön safta fotoğraf vermekle görevini yaptığını sanmasın. Çünkü şehitlere saygı sözle değil, emanetlerine sahip çıkmakla ölçülür. Ve bugün o emanetin hali ortadadır. Bu görüntüler, çocukların bir anıta çıkmasının değil; yıllardır makam sahibi olup da sorumluluk almayanların, görüp de görmezden gelenlerin ve duyup da duymayanların hanesine yazılmış ağır bir tarih notudur. Unutulmasın ki bazı ihmallerin hesabı yalnızca millete değil, tarihe karşı da verilir.